KULLUK ( islamda

İBRAHİM EKEN

KULLUK
İRŞAD YAYINLARI

MUKADDİME
ُ
ذُوعَأ ِللهاِبِمِيجَّرلا ِنَاطْيَّشلا َنِم
ِمْسِب ِللهاِمِيحَّرلا ِنَمْحَّرلا

Hamdimiz, övgümüz, medhu senamız Allah’a mahsustur. O’dur bize rızk veren O’dur bizi hidayeti ile imana ulaştıran. Bütün mahlûkat içinde bizi teklifi ile şereflendiren O. İlimle tezyin eden O.Bizi akıllarımızın hatalarında şaşkın bırakmayan, Risâlet müessesesini halk ile o yolda bizi hakka ulaştıran O. Hazreti Muhammed’i peygamberlere hem baş hem de hatimi kılıp zatına halef edinen O. O’na kendisi sâlât edip, mü’minlerin de salavat getirmesini vacip kılan O. İşte uyduk emrine her türlü sâlât, her türlü selâm, her türlü tahiyyat ve her türlü ikram O’nadır Ya Rab. O’nun Âline, eshabına, kıyamete kadar yolunda olanlara Ya Rab.
Yer yüzündeki herşey insan için olunca, insanı tanımak, onun için bir tarifini yapmak gerekir. Allah’ın mahlûkatı evvelâ iki kısma ayrılır:
Latif olan mahlûkat; yani bir kesafeti, yoğunluğu olmayan mahlûkat,
Kesif olan mahlûkat; yani bir yoğunluğu olan mahlûkat.
Kesif olan mahlûkat da ikiye ayrılır:
Zihayat mahlûkat; yani bir hayatı olan mahlûkat,
Camid olan mahlûkat.
Zihayat olan mahlûkatta ikiye ayrılır:
Nebatlar,
Hayvanlar.
İnsan bu son kısımdandır. Ancak bunlar arasında insanı ayırmak için, her meslek erbabı kendince bir tarif yapmıştır. Mantıkcılar, insan konuşan hayvandır diye tarif etmişler, sosyologlar insan sosyal hayvandır, diye tarif etmişlerdir. Ancak bu tariflerin hepsi de insandaki bir vasfı belirtmekte ise de, hiç biri efradı cami, ağyarını mani bir tarif değildir. İnsan, mükellef olan hayvandır. Mükellefiyeti ise Allah’a kulluktur.
Kulluk:
Allah ve Resûlünün emirlerine,
Allah ve Resûlü emrettiği için,
Allah ve Resûlünün emrettiği biçimde,
münakaşasız, itirazsız ve mukabelesiz teslimiyete denir.
Kulluk ise amel ile tahakkuk eder. Amel ise “Allah ve Resûlünün emirlerini, Allah ve Resûlü emrettiği için, Allah ve Resûlünün emrettiği biçimde, münakaşasız, itirazsız ve mukabelesiz ifaya denir”.
Bu tarif ile bilinen amel dört kısma ayrılır:
Kavli amel, söz ile yapılan ameller. Kur’an-ı Kerim’in tilaveti, vaaz, sohbet, tedris gibi.
Kalbi ameller. İman, tasdik gibi.
Fiili ameller. Bedenin azaları ile yapılan ameller.
İmsaki ameller. Yani bir şeyi yapmamak sureti ile yapılan ameller. Oruç ve her türlü haramı terk gibi.
Bu ameller işlenirken, bunlar Allah tarafından emrolunup, hazreti Peygamber tarafından bize teklif edilmiş ameller olmalıdır ki bunların ifası kulluk olsun.
Zamanımızda bid’atlara itibar artmış,bir takım kimselerde bu bid’atlara tabiatlara uygun geldiği
veya işlerine geldiği için benimsemeye başlamışlardır. Dini neşriyat adı altında İslâm’ın esaslarına tasallut edilmeye başlanmıştır. Bundan dolayıdır ki ihlas sahibi mü’minleri ikaz edip, bilgi eksikliğinden dolayı sapıklığa düşmekten korumak için bu kitap hazırlanmıştır. Hazırlanışta sağlam eserlere, sika ilim erbabına itibar edilmiştir. İtikadda ehli sünnet itikadı, amelde sünneti peygamberiye muhafaza edilmeye çalışılmıştır.
Kitapta beş bölüm vardır. İslâm’da edep çok ehemmiyet verilen şeydir. Bunun içinde «İslâm’da Edep» bölümlerin başı yapılmıştır. Bunu diğer bölümler takip etmektedir.
Zamanımızda iki mevzu çoğu yerde yanlış anlaşılmaktadır. Bunlardan birisi tasavvuf, diğeri ise takvadır.
Kirli yakalar, tesbih elde şehir şehir gezip el açıp dilenmeyi tasavvuf sananların sayısı oldukça kalabalık olduğu gibi, tasavvufu Hind fakirizmi, Hıristiyan mistisizminin devamı sanan, ya da İslâm’da öyle şey olmaz deyip bir terbiye mektebi olan tasavvufu inkar edenlerde az değildir. Onun için tasavvufun ne olduğu, tasavvufta makamat ve ahvalin neler olduğunu içeren «Tasavvuf ve Tasavvufta Makamat ve Ahval» bölümü bizlere hakikatin ne olduğunu anlatan ehemmiyetli bir çalışma mahsulüdür.
Takvanın esaslarını anlatan kurtuluşun anahtarı bölümünün ana kaynağı İmamı Birgivi hazretlerinin Tarikatı Muhammadiye adlı eseridir. Kaçınılması zarurî olan, bizi Allah katında kerim olan insanlar arasına koyacak imsakî amelleri ihtiva eder.
Diğer bölümlerin tümü bize kul oluşumuzu bildiren bir kula yapması vacip olan esaslardır. Bundan dolayı da kitaba «KULLUK» adını verdik.
İnşaellahu Teâla diğer bazı çalışmalarımız bunu takip edecektir.
Biz Cenab-ı Hak’tan, Resûlü Ekrem sallallahu Teâla aleyhi ve sellem’in ümmeti hakkında dilediklerini diliyor ve O’nun Allah’a sığındığı şeylerden biz de Rabbimize sığınıyoruz. Ve ahiri da’vana elhamdulillahi Rabbilâlemin.
İ. EKEN

İçindekiler
MUKADDİME.......................................................................II
İSLAMDA EDEP.....................................................................1
EDEBİN MANA VE MAHİYETİ.........................................2
EDEBİN MANASI..............................................................2
TASAVVUF EHLİNE GÖRE EDEP...................................2
Edebin tarifi....................................................................2
Edebin mana ve ehemmiyeti..........................................2
Allah ve Resûlüne itaat..................................................3
EDEBİN YEDİ ESASI.........................................................5
İman ve itikad.................................................................5
Bütün amellerini Allah için yapmak..............................5
Din ilmini bilmek...........................................................5
Farz ibadetleri eda ve nafileleri ifaya çalışmak..............5
Hak dostlarını sevmek ve düşmanlarını sevmemek.......5
Gülistandan bir kıssa..................................................5
İslamda çömezliğin sırrı ve Kısıklızade Hacı Kasım Efendi 6
Bilgili fakat amelsiz mücrimlerden uzak olmak............6
Amellerde gayenin yalnız Allah rızası olması...............7
ALLAH'IN RESÛLÜNDE EDEP........................................7
Aklı selim sahibi olanlar................................................7
Resûlullah'ın edebi Kur'andan ibarettir..........................7
NEFSİMİZDE EDEP..........................................................8
İnsanda mevcut ve ıslahı gerekli dört sıfat.....................8
Rububiyet sıfatı..........................................................8
Behimiyet sıfatı..........................................................8
Sebu’iyet (yırtıcılık) sıfatı..........................................8
Şeytaniyet sıfatı..........................................................9
Mevlânâdan birkaç söz...................................................9
İBADET VE TAATTE EDEP.............................................10
ALLAH'A KARŞI EDEP...................................................10
Ahlâkı Hamide.............................................................10
Mahlûkata Şefkat ve Merhâmet...................................10
Bir hatıra...................................................................10
Sukûnu Kalb.................................................................11
Hulûsî Niyet.................................................................11
Mahabbetullahı kesb - Allah sevgisine ulaşmak..........11
Ameli Sâlihe Devam....................................................11
Havf ve Reca Arasında Bulunmak...............................11
Nimete Şükür, Kazaya Rıza, Belâlara Sabır................12
Nimet ve şükür.........................................................12
Kazaya rıza...............................................................12
CAMİ ve MESCİT ADABI................................................13
Girişte...........................................................................13
Cami İçinde..................................................................13
Çıkışta...........................................................................13
NAMAZ ADABI................................................................14
Namazdan Önce...........................................................14
Namaza Dururken........................................................14
Allahuekber'i Nasıl demek gerektiğine bir örnek:....14
Namaz İçinde................................................................15
Tadili erkan..............................................................15
İlgili Diğer Önemli Hususlar........................................15
Ramazanda sabah namazı.........................................15
DUA ADABI.....................................................................16
Duanın Vakti, Yeri ve Duaya Hazırlık.........................16
Duanın Yapılış Şekli....................................................16
Dua Bir Ameldir...........................................................16
KUR'AN-I KERİM OKUMA ADABI................................17
Hazırlıkta......................................................................17
Okurken........................................................................17
Okuma Dışında.............................................................17
CUMA ADABI..................................................................18
BAYRAM ADABI..............................................................18
MUAMELATTA EDEP......................................................19
MUALLİME KARŞI EDEP...............................................19
Hoca Damat Halil Efendi Kıssası.................................19
ANA ve BABAYA KARŞI EDEP.......................................19
Ana ve Babaya Dua......................................................20
Cibrili Emin'in duası................................................20
ZEVCE İLE EDEP...........................................................20
Yumuşak Sözle Hitap...................................................21
Sevgisini İzhar, Hatalarını Tashih................................21
Analık Makamında Muhafaza......................................21
Taltif İfadesi ile Çağırma.............................................21
KADIN DA ERKEĞE KARŞI...........................................21
Nebiye Koray Hanım Kıssası.......................................22
Ziynetlerini Ancak Kocasına Karşı Takınmak.............22
Kocasını Karşılama İle İlgili Bir Kıssa........................22
EVLÂDINA KARŞI EDEP................................................23
Çocuk Terbiyesine Dikkat............................................23
Ona İlmihâlini Öğretmek.............................................23
Evlendirmek.................................................................24
KOMŞULUK ADABI........................................................24
Haklarına Riayet Ve Yardım........................................24
Taziye, Dâvetine İcabet Ve Nasihat.............................24
Cefasına Katlanma, Irzını ve Sırrını Muhafaza............25
ARKADAŞLIK ADABI......................................................25
Söz ve Sohbette............................................................25
Mecliste yer verme...................................................25
Kusurunu Bağışlama....................................................25
Latife ve Şaka...............................................................26
Resûlullah'ın şakası..................................................26
Allah İçin Dostluk........................................................26
Düşkünlük Hâlinde Elinden Tutma..............................26
Bir hatıra...................................................................26
ZENGİNLİĞİN ADABI.....................................................27
Düşünce ve Davranışlarda............................................27
Mal Kazanma ve Sarfında............................................27
FAKİRLİĞİN ADABI........................................................28
Rıza ve Tevekkül İle İlgili Bir Kıssa............................28
TİCARETİN ADABI..........................................................29
Ahkam Öğrenmek........................................................29
Malın Alım ve Satımında.............................................29
Genel Hal ve Hareketlerinde........................................29

MİFTAH-ÜL FELÂH (KURTULUŞUN ANAHTARI).....31
TAKDİM..............................................................................32
AMEL...................................................................................33
AMELİN TARİFİ..............................................................33
Kalbî ameller................................................................33
İhlas..........................................................................34
Kavlî (sözlü) ameller....................................................34
Fiili ameller..................................................................34
İmsakî ameller..............................................................34
Kur’andan başka birşey konuşmayan kadın.............35
KALBİN MÜNKERAT VE AFETLERİ.............................36
Küfür............................................................................36
İman..........................................................................36
Bid’atlara İnanmak.......................................................36
Ehli sünnet vel cemaat itikadı..................................36
Cehil.............................................................................36
Taklit............................................................................36
İsyanlarda İsrar Etmek.................................................37
Tevbe........................................................................37
Riya..............................................................................37
İhlas ve ihsan............................................................37
Kibir.............................................................................37
Tezellül.........................................................................38
Ucub.............................................................................38
Hased............................................................................38
Nasihat......................................................................38
Cimrilik ve Hasislik.....................................................39
İsraf ve Tebzir..............................................................39
Cömertlik..................................................................39
Küfran-ı Nimet.............................................................39
Şükür........................................................................39
Gazap............................................................................39
Rıza...........................................................................39
Şikayet ve Sızlanma.....................................................39
Allah’a Karşı Cür’et.....................................................39
Havf (korku)............................................................40
Allah’ın Rahmetinden Yeis..........................................40
Reca (ümit)...............................................................40
Fasıka Sevgi, Ülemaya Buğz.......................................40
Talik.............................................................................40
Tevekkül...................................................................40
Makam Sevgisi.............................................................41
Zemmedilma Korkusu, Övülme Arzusu......................41
Heva ve ve Hevesata Uyma, Emel, Tama’...................41
Tefviz.......................................................................41
Hıkd (kin).....................................................................42
Şamata..........................................................................42
Küsmek, Ahdi Bozmak, İhanet, Va’dde Hulfetmek....42
Allah’a ve Mü’minlere Sui Zan...................................42
Hüsnü Zan................................................................43
Tatayyür ve Tayare.......................................................43
Fal.............................................................................43
Mal Sevgisi, Dünya Mehabbeti, Hırs...........................43
Sefeh, Tembellik, Acele, Tesvif...................................43
Kalbin Acımasızlığı......................................................44
İnce kalplilik.............................................................44
Ayıplardan Utanmama.................................................44
Dünya İşlerinden Hüzün ve Korku...............................44
Ğış ve Ğıl.....................................................................44
Fitne..............................................................................44
Müdahane - Dini İza'fiyet ve Kusur.............................45
Salabet (sağlamlık)...................................................45
Avammı Nas İle Beraber Olmak..................................45
Batş ve Hafiflik............................................................45
İnad, Temerrüd ve İbae, Salaf, Nifak...........................45
Cerbeze, Ğabavet, Tehevvür........................................45
Cübn (Korkaklık), Şirret ve Fücur, Cümud..................46
DİLİN AFETLERİ...............................................................47
Küfür Kelimesi.............................................................47
Yalan............................................................................47
Yalanın en şiddetlisi bühtandan tevbe......................47
Yalanın câiz olduğu üç yer.......................................48
Yalan ve tariz...........................................................48
Gıybet...........................................................................48
Gıybet şu hallerde haram olmaz:..............................49
Gıybet üç kısımdır:...................................................49
Nemime ve Alay...........................................................49
Lânetlemek, Sövmek, Fuhş, Ta’n ve Ta’yir, ve Niyaha50
Mira’, Cidal, Husumet..................................................50
Teganni.........................................................................51
Sırrı İfşa Etmek............................................................52
Batıl Söz.......................................................................52
Dilenmek......................................................................52
Kadının Mahzursuz Boşanma Talebi...........................52
Avamdan Bir Kimsenin Müşkil Meselerde Suali........52
Bazı Tabirlerde Hata Etmek.........................................53
Sözde Nifak ve İki Dillilik...........................................53
Kötülüğe Şefaat Etmek.................................................53
Münkeri Emir ve Ma'ruftan Nehyetmek......................53
Sövmek, İnsanların Ayıplarını Araştırmak..................54
Alim Yanında Söze Başlamak......................................54
Üstazın talebesi üzerindeki hakkı.............................54
Konuşulmaması Gereken Yerler..................................55
Ezan ve ikamet esnasında icabetin dışında konuşmak55
Namazda Kur'andan ve me'sur olan ezkardan başka birşey söylemek 55
Hutbe esnasında konuşmak......................................55
Kur'an okunurken konuşmak....................................55
Tuvalette ve kazai hacet esnasında konuşmak.........55
Cima' (cinsi münasebet) esnasında konuşmak.........56
Müslümana Beddua, Kâfir ve Zâlime Dua...................56
Yemin...........................................................................56
Hakimlik, Emirlik ve Vasiliği Talep............................57
Başkasının Sözünü Kesmek.........................................57
Yabancı Genç Kadınla Konuşma.................................58
Zimmiye Selâm............................................................58
İsyana Yol Gösterme ve Cevaz....................................58
Kadının İlim Meclisine Gidişi..................................59
Kadının Mübah Yerlere Çıkışı.................................59
Mizah ve Şaka..............................................................60
Medih...........................................................................60
Medih ancak beş şartla câiz olur:.............................60
Zem...........................................................................60
Şiir ve Fasih Konuşmaya Çalışma...............................60
Lüzumsuz Konuşma.....................................................61
Dilin Susma Bakımından Âfâtı....................................61
KULAĞIN AFETLERİ........................................................63
Söylenmesi Caiz Olmayan Sözü Dinlemek.................63
İnsanın İhtiyarı İle Ğınayı Dinlemek...........................63
Hatalı Okunan Kur’anı Dinlemek................................63
Dinlemekten Kaçınmada Olan Afetler.........................64
GÖZÜN AFETLERİ............................................................65
Avret Mahalline Kasten Bakmak.................................65
Avret Mahalline Bakmayı Mübah Kılan Haller.......65
Diğer Afetler................................................................65
Bakmamakla İlgili Afetler............................................66
ELİN AFETLERİ.................................................................67
Öldürmek, Yaralamak ve Dövmek...............................67
Zenginlik Sınırı........................................................67
Taşınması Haram Bir Şeyi Almak...............................67
Malı Yok Etmek...........................................................68
Kaşınmak ve Oyun.......................................................68
Diğer Afetler................................................................68
Ameli İşlememek İle Yapılan Masiyetler....................69
BATNIN (KARNIN) AFETLERİ........................................70
Haram, Habis ve Necis Şeyleri Yemek........................70
Fazla Yemek ve İçmek.................................................70
Mekruh olan haller.......................................................71
FERCİN AFETLERİ............................................................72
Haram Olanlar..............................................................72
Mekruh Olanlar............................................................72
Ademi (İmsakî) Masiyetler..........................................72
AYAĞIN AFETLERİ..........................................................74
Gidilmemesi Gereken Yerlere Gitmek.........................74
Masiyet meslisleri....................................................74
Ana ve babadan izinsiz cihada gitmek.....................74
Başkasının milkinden izinsiz yürümek....................74
Bir ziyafete dâvet edilmeden girmek.......................74
Ayağı kıbleye karşı uzatmak....................................74
Şerefli mahallere sol, hasis mahallere sağ ayak ile girmek 74
Ademi Masiyetler.........................................................75
Meşru dâvete icabet etmemek..................................75
Acizin ihtiyacını temine gitmemek..........................75
Tembellik etmek.......................................................75
BEDENİN AFETLERİ........................................................76
HAREKETLE İLGİLİ AFETLER......................................76
Raks (dans)...................................................................76
Avret Mahallini Açmak................................................76
ELBİSE VE TAKILARLA İLGİLİ AFETLER....................76
TEMAS VE DAVRANIŞLA İLGİLİ AFETLER.................77
Kadınla Temas..............................................................77
El Öpmek......................................................................77
Ebeveyne Eziyet...........................................................77
Akraba İle Alâkayı Kesmek.........................................77
Kadının Kocasına Eziyeti.............................................77
Kadının erkek üzerindeki beş hakkı.........................77
Sihir..............................................................................78
Döğme Yaptırmak, Bıyık Uzatmak..............................79
Terk İle İlgili Afetlerden Bazıları.................................79
Muamelatla İlgili Afetler..............................................80
Namaz Kılmayan Bir Kadını Beslemek.......................80
Şer’i Kitapların Muhafazasında...................................80
Mescidde Dilenene Tasadduk......................................80
Yanlış Olarak Alınmış Bir Malı Kullanmak................81
Deniz Vasıtasına Binmekle İlgili.................................81
Kafeste Bülbülü Habsetmek.........................................81

ARİFLERİN RUHU...............................................................82
TAKDİM..............................................................................82
ALLAH VE RESÛLÜNE MEHABBET.............................83
MEHABBETİN ŞER'İ DELİLLERİ...................................83
Allah ve Resûlünü Sevmek İmanın Gereği..................83
Büyüklerin Sözleri........................................................84
MEHABBETİN HAKİKATİ..............................................84
MEHABBETİN SEBEPLERİ............................................85
Var Olmak (Vücut).......................................................85
İhsan.............................................................................85
İyilik ve Güzellik...............................................................85
Duymak, İdrak Etmek ve Anlamak...................................86
Seven İle Sevgili Arasındaki Gizli Münasebetler.............86
MEHABBET ANCAK ALLAH'ADIR................................86
LEZZET İDRAKE TABİDİR.............................................87
MÜDREKATIN NEVİLERİ..............................................90
AŞK NASIL HASIL OLUR?..............................................91
ŞEVK................................................................................95
ALLAH'IN KULLARA OLAN MEHABBETİ...................99
DELİLLER........................................................................99
Ayetler..........................................................................99
Hadisler......................................................................100
Büyüklerin Sözleri......................................................100
ALLAH İLE ÜNSÜN MANASI.......................................109
İNBİSAD VE İDLÂL.......................................................111
ALLAHIN KAZASINA RIZA...........................................113

İSLAMDA EDEP
“Edepten felek nur olmuştur.
Edeb ile melek;
bütün ayıp ve noksanlardan masum ve pâk kalmıştır”.

EDEBİN MANA VE MAHİYETİ
EDEBİN MANASI
Her şeyin iki yüzü vardır, bir paranın yazı ve tura yüzleri gibi. Bu yüzlerden birisi yoksa diğeri de yok olur. Hadiselerin de biri görünen ve biri de görünmeyen olmak üzere iki yüzü vardır. Bunlardan birisi görünen yüzüdür, o işin nasıl ve ne şekilde yapılacağını gösterir. Buna işin âdabı, zahirî yüzü denir. İkinci yüzü ise görünmeyen yüzü olup buna işin bâtınî yüzü, ahlâkı denir ve işin yapılmasındaki illeti teşkil eder. Bu ise Allah ve Resûlünün emretmiş olmasıdır. Şimdi görünen yüzün nasıl olabileceğini ve ehemmiyetini büyüklerimizin kelâmlarından derlemeye çalıştım. Kendime ait de bir kelime katmak istemedim, ta ki hataya düşmüş olmayalım. Allah cümlemizi hatadan muhafaza buyursun. Bunun adına da kısaca İSLAMDA EDEP dedik.
EDEP, güzel terbiye ve iyi huylarla bezenmekle beraber, utanılacak hata ve ayıplardan insanı koruyan bir melekedir. İnsanı kemâl mertebesine vasıl eden (ulaştıran), Cenab-ı Hak nezdinde (katında) izzet ve kabule mazhar kılan, halk içinde sevilip sayılmaya liyakat kazandıran alışkanlıklar, itiyatlar, iç yaşayışı ve bütün bunların tümü edepten ibarettir. Bu konudaki ayet, hadis, mesnevî ve birçok İslam büyüğünün eser ve hallerinden misâller vererek açıklamalar yapmaya çalışacağız.
Hz. Mevlâna edep hakkında şöyle der: “Edepten felek nur olmuştur. Edebile melek bütün ayıp ve noksanlardan masum ve pâk kalmıştır”.
Ne ile temiz kalmış melek? Melek hata işler mi?
- Hayır.
Niye?
- Edebi bozmaz ki hataya düşmüş olsun.
Edebi ile, hareketin dış görünüşü ne ile emrolunmuşsa onun esası olacaktır. Bunun bütün esaslarını ede-bin şartları ile göreceğiz. Büyüklerin ifadelerine göre edep hakkındaki beyanları ile başlamak istiyorum. Zira büyüklerin sözünde bizim için bereket vardır.
TASAVVUF EHLİNE GÖRE EDEP
Edebin tarifi
Mafevkini çok görmemek, madununu hor görmemek, herkesi hâli ile hoş görüp, hâlikının hatırı için mahlûka merhâmet edip sevmektir. Sevginin illeti yaratıcısının büyük oluşundandır.
Ebül - Kasimi kuşeyri edep hakkında şöyle bir tanım yapıyor: “Hayır ve müstahsenatın, güzel huy ve ahlâkın kemâl ile bir kimsede tecelli etmesidir”.
Hasan-ı Basri: “Edep, dinin hakikatlarına nüfuz, dünyanın geçici zevklerine aldanmamak ve marifetullahı tahsil etmektir” diyor.
Edebin mana ve ehemmiyeti
Mevlâna: “Eğer insanoğlunun edepten nasibi yoksa, insan değildir. İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir” diyerek insan olmanın edep ile mümkün olduğunu bize bildiriyor. Bir başka sözünde de “gö-zünü aç da bütün kelâmullaha, Kur'an ayetlerine bak, edepten ibaret göreceksin” diyor.
İbni Kayyimi Cevzi'nin Ehlinizi ve nefislerinizi cehennem ateşinden koruyunuz” ayeti celilesine verdiği mana aynen şöyledir: “Ey iman edenler; nefsinizi ve ehlinizi edep öğrenerek ve edep öğreterek cehennem ateşinden koruyunuz”. İşte oradaki öğrenme ve öğretmenin mef'ulunu edeple tefsir
etmektedir. Ne ile ve nasıl koruyacağız? “Edep öğrenmek ve edebi onlara öğretmek sureti ile koruyunuz” diye tefsir ediyor, edebin ehemmiyetini beyan bakımı__________ndan.
Fahri Kâinat (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir hadisi nebevîlerinde (mealen): “Evlâdın ana ve baba üzerindeki hakkı, ona güzel bir isim vermek, helâl ve temiz süt emzirmek, en üstün terbiye ve edeble yetiştirmektir” buyururlar.
Allah ve Resûlüne itaat
İmam Sühreverdi Avarifül Meârif'de: “İlim ve bilginin ulviyeti edeble bilinir. Amel, bilgi ve irfanla kabule şayan olur. Ve insan, güzel amelleriyle dünya ve ukba muradına nail olur” der. Demek oluyor ki edebe ve yüksek terbiyeye istinat etmeyen bilgi hiçten ibarettir, sahibini kurtaramaz. Bu ister dini bilgi olsun ister dünya bilgisi olsun mutlak surette edebe riayet etmedikçe, uymadıkça sahibini kur-taramaz bunların hiçbirisi.
Yahya bin Muaz: “Ulu kişi, ârif bir insan, Rabbına karşı edebini bıraktımı mutlaka helâk olur” der. Hangi derece ve mertebeye ulaşırsa ulaşsın bir kişi edebi terkettimi mutlaka helâk olur. Gökte kuşlar gibi uçuyor olsa yine helâk olur.
Efzaluddin: “Hangi kimse âdabı şer'iyye ve sünneti Ahmediyeden birini ihmal etmişse, o, bu hareketiyle bir mekruh işlemiştir. Bu hâlinde itiyat eden, zamanla harama yeltenir. Haramı irtikâp eden kimseden de hak ve hakikat yolunda ebediyyen hayır gelmez” diyor.
İbni Mübarek (RhA): “Bize, faidesiz bir bilgiden ziyade, edep ve yüksek terbiye lâzımdır” diyor.
Ebül Abbasi Mürsi: “Hangi şey ki bir kısım insanlarca su'i edep görünür, kınanır da aynı şey seni Rabbil alemine yaklaştırırsa o, edebin ta kendisidir” diyor.
Tacettin İbni Ataullah: “Nefsi emmaren ve şeytanın sana daima şehveti, tecavüzü, aşırı hareketi emreder. Kötü yola sevk eder. Sen ise bunlarla cihada ve isteklerine muhalefete memursun, Rabbine itaat et” diyor.
İmamı Gazali (RhA): “Ahlâkın en mükemmeli, edebin en üstünü dinde edebdir. Bir müslüman için gaye olan mertebeye ulaşmak, ancak yaratanın emirlerine itaat ve peygamberler peygamberi Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem'in edeblerine ittiba ve iktida iledir” diyor.
Başka hiçbir yolla gayeye ulaşmak mümkün değildir. Yalnız onunla ulaşılır ancak. Cenab-ı Hak bir ayeti kerimede;
(ْلُق ْنِإَّتاَف َللها َنوُّبِحُت ْمُتْنُآ ْرِفْغَيَو ُللها ُمُكْبِبْحُي ِينُوعِبْمُكَلٌمِيحَر ٌرُوفَغ ُللهاَو ْمُكَبُونُذ )[نارمع لآ:31]
Habibim söyle onlara, eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (AL-I IMRAN SURESI: 31)
buyurmaktadır. Demek oluyor ki; kim Allah ve O'nun Resûlüne daha çok itaatte bulunursa, ancak o kimse kâmil mümindir. Kalbin sıhhati; ahlâk, edep, Allah'a muhabbetle ibadet etmek, Kur'an hükümlerine riayet ve Fahri Risâlet Efendimizin yolunda yolculukla kabil olacaktır. Cenab-ı Hak bir başka ayette (mealen): “Size Resûlullah neyi getirdi ise onu tutunuz ve neden nehyetti ise ondan uzaklaşınız. Allah'tan da korkup O'na karşı gelmekten sakınınız” buyurmuşlardır.
İmamı Abdulvahhabi Şarani (RhA) Hz.leri diyor ki: “Üstadım Seyyit Aliyi Havvas'dan duydum: Hangi şey ki âdabı muaşerete muhaliftir, o, aynı zamanda şeriati İslamiyeye muhaliftir. Halbuki şeriat emirlerinden herhangi bir emir karşılığında cennette bir makam vardır. O makama ancak bu amel ve edeble vasıl olunur. Mahşer de böyledir. İnsanlar dünyada ettikleri her kötü hareket ve fena işin muka-bilinde bir güçlük ve felâket göreceklerdir. Şu halde bil cümle ahval ve ef'alimizin hesabını vereceğimiz o dehşetli günde selâmetimiz bu günkü istikbalimizle alâkalıdır. Ahiretin ekin tarlası sayılan bu alemde ne ekersen, unutmayalım ki orada onu biçeceğiz ve iş görecek olan da iyi huy, güzel ameldir”.
Nitekim Mevlânâ derki: “İş görecek olan dindir, takvadır, sâlih amellerdir. Her iki cihanda da felâh bunlarla olacaktır”. Hangi büyüğün hangi kitabını ele alırsak alalım, bu büyüklerimiz bize edebi tavsiye etmektedirler. Ve edebin yüceliğini anlatmaktadırlar mutlak surette. Ancak, bu yüksek olan edebin
esasları nelerdir, hangi şey ile bu yüksek olan edebe vasıl olunabilir? Nasıl olur da böyle güzel bir âdâba, edebin yüksek mertebesine erişmek mümkün olur? Biz büyüklerimizin sözlerini ne kadar uzatırsak uzatalım mutlak surette bunu bitirmemiz mümkün değildir. Ancak, böyle yüksek bir edebe ulaşmak nefsinde insanın edebin temeli olan, bu esaslarla bu temellerin üzerine kurulabilecek binaya edep denilen bazı temeller vardır. Bu temeller yedidir. İnsan bu yedi temeli nefsinde tamamlamadıkça, şu saydığımız Allah katında insanı kemâle erdirecek olan o güzel edebe ulaşması kabil değildir.

EDEBİN YEDİ ESASI
İman ve itikad
Her türlü şüphe ve tereddütten uzak, delil ve hüccetleri kavî, volkanları andıran bir iman ve itikada sahip olmak ki bu iman sahibini mahlûka yüz suyu dökmekten, aciz ve mürüvvetsiz insanlara arz-ı ihtiyaç etmekten, fani ve muvakkat menfaatler yolunda mukaddesatını feda etmekten ve alemlerin aziz ve muktedir yaratıcısı varken, fanilere tapmaktan sahibini alıkoysun.
- Efendim, biz bu edebi yapalım ama eh, dünya hâli, biraz da köprüyü atlayıncaya kadar gâvura dayı diyeceğiz ne diyelim; eh, arzı ihtiyaç, viran olası hanede evlâdı iyal var, ne yapalım..
gibi söz ve hareketlerden ve mürüvvetsiz insanlara boyun büküp tavassut etmekten kaçınmak lâzımdır. İşte bundan da kaçınabilmek böyle bir imanla mümkün olur ancak.
Bütün amellerini Allah için yapmak
Hâlis bir niyete ve temiz bir kalbe sahip olup yaptığı bütün amel ve hizmetlerini mahzâ Allah için yapmak. Her işinde ve bütün ahvalinde hakka teslim olup, istikametten ayrılma-maktır. Yani bütün amellerin ahlâk yüzünü tamamlamaktır.
“Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol
Varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”....
Akif'in yukarıdaki beyti, bu umdemize ışık tutan mısralardır.
Din ilmini bilmek
Din ilmini bilmek, bilmiyorsa öğrenmeye gayret etmek, bildiğiyle amel edip, amelinde devam ve sebat göstermektir. Üzerine lâzım ve yapılması gereken bir işi yarına bırakmamak da bunlar içindedir.
Farz ibadetleri eda ve nafileleri ifaya çalışmak
Allahu Teâla Hazretlerinin farz olarak emir buyurduğu ibadetleri huzûr ve huşû ile mutlaka eda edip, Resûlullahın devam ettiği nafile ibadetleri ifaya çalışmaktır. Farzlar Rabbimize mutlak borcumuz, nafileler ise O'na kurbiyyete ve O'nun rahmet ve mahabbetine vesile olan ibadetlerdir.
Resûlullahın yapmadığı amel ibadet olmaz. İbadet peygamberden öğrenilir ancak. Resûlullah oruç tuttu, bazen de yedi. Tuttuğu gibi oruç tutmak, yediği gibi de yemek lâzımdır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem en büyük orucun ancak savmu Davudî (bir gün tutup bir gün yemek) şeklinde olduğunu beyan ediyorlar. Buna karşılık “efendim ben senenin her gününde oruç tutarım” demek edep değil edepsizliktir.
Hak dostlarını sevmek ve düşmanlarını sevmemek
İlmiyle âmil âlimlerle edebde: Resûlu Kibriyaya tam uymuş kâmil kimselerle beraber bulunmak, ehl-i fazileti dost edinmek, Hak dostlarını sevmek ve hakikat düşmanlarını sevmemek ve tutmamaktır. Cenab-ı Hak bir ayeti kerimede (mealen) “Ey mü'minler; Allaha isyanla karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun” buyurmaktadır. Mevlânâ bir beytinde “Ehli mana ve erbabı irfanla beraber otur, hem yiğit olasın ve hem de orada atâ bulasın”. Diğer bir beytinde de “Bütün âlimler ittifakla dedi-ler ki, ârif kişi âlemlere rahmettir” diyerek etrafına iman ve irfanı ile ışık tutan, nur saçan insanların dostluk ve yakınlığını tavsiye ediyor.
Gülistandan bir kıssa
İşte edebin ana temellerinden birisi de daima beraber düşüp kalktığı, dostluk ettiği kimseleri edepli olan insanlardan, erbab-ı ilimden, ilmiyle amil olan kişilerden seçmektir. Buna işaret eden Şeyh Sadii
Şirazi'nin Gülistan'ında bir kıssa vardır. Hamam ayağında, çirkeflerin arasında güzel bir koku hissettim. Dedim:
- Ey çirkef nedir bu koku nereden geldin? Dedi ki:
- Ey Sadi! ben bayağı bir kil - çamurdan ibaretim. Fakat bir müddet güllerle beraber oturdum. Beraber oturduğum o güllerin kokusu bana sindi de bu onların kokusudur.
İslamda çömezliğin sırrı ve Kısıklızade Hacı Kasım Efendi
İslam eğitiminde çömezliğin sırrı da burada yatar. Daha mektebe başlarken metodik çalışmaya girdiği zamanda, hakikaten ahlâkı, âdeti, davranışları itibarîyle son derece sağlam olan zevatın eline evlât teslim edilir. “Eti senin kemiği benim, yetiştir bunu” denilir ve “o ona çömezlik etti” derler. Çömezlik yaparken belirli bazı bilgileri almakla beraber, onun yanına gelenler, dostları ve benzeri noktalarla edep öğrenilir. Cemiyet içerisinde hareketlerin nasıl yapılacağını öğrenir.
Son devrin çok kıymetli ilim adamlarından birisi olan Kızıklızade Hacı Kasım Efendi vardır. Elmalılı'nın hocası Büyük Hamdi Efendi Merhum'un şerikidir ve beraber okumuşlardır. Büyük Hamdi Efendi Hacı Kasım Efendiye “Üstadım” diye hitap eder. Bu zat İstanbul Meclis-i Mebusan'ından Sadrazam Tâlât Paşa'yı Meclisten kovan adamdır. Bir takım sigorta muameleleri ve bankalar kanunlarını meclise getirirler. Kuvvetli ilim adamı ve çok da cesur bir zat olan hoca efendi çok güçlü ilmiyle hareket ederken, Sadrazam bunun kuvvetli delilleri karşısında bir şey yapamaz olur. Kürsüye çıkar:
- Hoca, Hoca dikkat et ipin başı var ha! der. Bunun üzerine Hoca yerinden kalkar;
- Beni şehadetle mi tehdit edersin, bir abdest alıp iki rekât namaz kılacak kadar vakit yok mu ? der ve cübbesini çıkarmaya başlar. Bu hal üzerine Meclis neredeyse karışmak üzeredir ve Sadrazam meclisi gizlice terk edip oradan sıvışmak zaruretini duyar.
İşte bu Hacı Kasım Efendi der ki:
Altı sene Hacı Torun Efendiye Çömezlik ettim (Hacı Torun Efendi çok büyük bir ilim adamı ve bütün Kayseri ülemasını yetiştiren üstaddır), evinde bulundum, gölge gibi takip ettim ve bütün işini ben yaptım. Hocam bağdan geldi, bir gün dedi ki;
- Kasım Efendi oğlum. validen süpürge istedi, bir süpürge alda akşam bağa götüreceğim.
- Peki efendim, dedim, çarşıdan gittim, ince tellisinden gayet güzel süpürge buldum ve aldım. Gü-zelce tertipledim ve hocamın atının terkisine sımsıkı bağladım. Hoca çıkınca baktı ve;
- Oldu mu ya Kasım Efendi oğlum, yüzümüz ayaklar altında turab olsun. Nefsanî bir tekebbür ve ucub olmaktan Allah'a sığınırım. Yalınız, Cenab-ı Hak'kın bahşettiği ilmin vakarını muhafaza etmek gerekmez mi? Süflî amalin âlâtının ülemaya nisbeti vakarını ihlâl etmez mi evlât! Süpürge çör-çöpün, yani süflî bir işin âletidir. Bu âletin ülemaya nisbeti, onun yanında bulundurulması, onun ilim vakarına halel getirmez mi! Onu oradan çöz de Salim Efendi'nin (Hacı Torun Efendi'nin oğlu) terkisine bağla, dedi. Hocamdan Elhamdülillah bir edebi daha öğrendim.
İşte büyüklerin, ilmi ile amil, sağlam, güçlü kimselerin yanında çömezlik etmenin, onlarla beraber bulunmanın ne kazandırdığını bu kıssa anlatmaktadır.
Bilgili fakat amelsiz mücrimlerden uzak olmak
Bilgili fakat amelsiz, çok şeye vakıf ama sözüyle işi birbirine uymayan, edebsiz, yolunu şaşırmış mücrimlerden son derece uzak olmalıdır. Cenab-ı Hak bir ayeti kerimede;
ِ(ذُخ َنِيلِهَاجْلا ِنَع ْضِرْعَأَو َفْرُعْلاِب ْرُمْأَو َوْفَعْلا ) [فارعلأا:199]
Afvi tut, iyilikle emret ve (söz dinlemeyen, istidatsız) cahillerden de uzak ol” (A`RAF SURESI : 199)
buyurmuşlardır.
Demekki ben hemi onlarla kalayım hemi de edepli olayım olmaz. Meşhur söylemişler, halk arasında darbı mesel hâline gelmiştir; Gâvur içinde din artmaz, züğürt içinde mal artmaz.
Amellerde gayenin yalnız Allah rızası olması
Maddî ve manevî bütün iş ve amellerden, hizmet ve ibadetlerden tek gayenin yalnız ve yalnız Allah rızası olduğunu bilmektir. Bu umde işin hem önü ve hem de sonudur. Yapılan herşey bununla ölçülür. Ben buraya gelirken, şu amelin, bu sohbete oturmanın yalnız Allah rızası için olduğu inancı mevcut değilse bu amelden fayda gelmez, edebe uygun olmaz. Her harekette, suyu içerken, evinde otururken, ibadet ederken, kelime-i şehâdetini getirirken ve birisine hoş sohbette bulunurken, hasılı işini görürken hangi kademede olursa olsun bütün iş ve hareketlerindeki tek gayenin Allah rızası olduğunu bilmek zarureti vardır. Yapılan herşey bununla ölçülür.
Resûlu Ekrem Efendimiz bir hadisi şeriflerinde: “Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için infak ve ihsan eder, Allah için men ederse, onun imanı kemâle ermiştir (Bir mü'min beş haslet tahakkuk etmeden imanını kemâle erdiremez diye başlayan hadisin son kısmı)” buyurmuşlardır. Cenab-ı Hak bir ayette (mealen): “Amellerini Allah için yapanlara cennet ve onun da ziyadesi Cemâlullah var-dır” buyurur. Bu ayeti kerime ile amelleri-ni Allah için yapanlar cennetle ve Cemâlullah ile müjdelen-mişlerdir.
Ululuk, büyüklük, izzet ve şeref, ne mal iledir, ne söz iledir, ne yaş iledir ve ne de şan ve nam iledir. Ancak ve ancak EDEP ve KEMÂL iledir. Büyükler: “Kişinin edebi, altınından hayırlıdır”, “edepsizden ırzını satın al” demişlerdir.
Sümbül-Zade: “ Setreder aybını insanın hep
Ne güzel came imiş sevb-i edep”
(edep elbisesi, insanın ayıbını göstermeyen ne güzel bir elbise imiş) demiştir.
Bir edib'i kâmil: “Edep, envarı iâhîden (Allah nurlarından) bir taçdır. Onu başına koy da istediğin yere git” der.
Muallim Naci: “İnsanı Mahbûb-el Kulûb eden edeptir” demişlerdir.
Yukarıda sayılan yedi umde (nokta) insanda yoksa o insanda İslamın edebinin yerleşmesi kabil değildir. Ancak edep binası insanda hasıl olan şu temellerin üzerine kurulabilir. Bu temelleri insan kendi nefsinde atmadıkça edebe ulaşması mümkün değildir.

ALLAH'IN RESÛLÜNDE EDEP
Aklı selim sahibi olanlar
Edebin bir tarifi de şudur: Edep bir mana ile aklın dıştan görünüşüdür. Bu takdirde, kimin aklı daha selim, daha kâmilse onun edebi de daha mükemmel olacaktır. İnsanlar içinde selim ve nurlu bir akla sahip olanlar, bütün hal ve hareketlerinde edebe en çok riayet edenlerdir. Burada hemen, bütün beşeri-yete (kıyamete kadar olmak üzere) iâhî mürşit ve peygamber olarak gönderilen, insanlığın gözbebeği, nezaket ve edebin canlı örneği Resûlu Ekrem Efendimizi hatırlıyoruz. O bizzat buyuruyorlar ki (mea-len): “Allahu Teâlanın ilk yarattığı şey akıldır”. Bu aklı küldür. Ehli tahkik ve erbabı irfana göre NUR'U MUHAMMEDİ'dir. İmamı Kaslani, İmamı Sühreverdiden naklediyor: “Akıl ve irfan yüz kısma ayrılsa bunun doksan dokuzu Allahu Zülcelâlın eşsiz Resûlü Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, ka-lanı da beşeriyete verilmiştir”.
Resûlullah'ın edebi Kur'andan ibarettir
İmamı Gazali'den alınmıştır: Sa'd bin Hişam, Fahri Kâinatın dârı ahirete intikalinden sonra Cenab-ı Aişe (radiyallahu anha)'ye Resûlullahın edep ve âhlakından sormuştur. O da cevap olarak şöyle demiştir:
- Siz hiç Kur'an-ı Kerimi okumadınız mı?
- Okudum.
- İşte Resûlullahın edep ve ahlâkı Kur'andan ibarettir.
Evet O, edep ve ahlâkını Kur'an ayetlerinden almıştır. Allahı Azimüşşan Kur'an-ı Keriminde Onu şöyle medheder: “Sen, şüphesiz büyük bir ahlâk üzerindesin”. Diğer bir ayetinde: “Habibim, sen Allahın-dan bir rahmet ve merhâmet sayesinde onlara linetle, iyilikle muamele ettin. Yoksa sen sert huylu, merhâmetsiz bir kimse olsaydın, etrafından dağılıverirlerdi” buyurmaktadır. Resûlullah bizzat kendisi şöyle diyor;
(ِّيبَر ِينَبَّدَأِيبَدَأ َنَسْحَأَو )
Beni Rabbim terbiye etti de edebimi ne güzel eyledi”.
Resûllahdaki edep vahyen sabit olup, Allah'ı Azimüşşan'ın muhafazasındadır. Bu yüzden de peygamberlerde ismet vasfı bulunmaktadır. Şu halde bizim salâh ve felâhımız O'nun ahlâk ve adabını bilip, ona göre hareket etmekle olacaktır. Nerede olursa olsun hareketlerimizi ve görünüşlerimizi sünnet ölçüsü ile ölçmedikçe o edebi hareketlerimizde tahakkuk ettirmedikçe bizim muvaffakiyetimiz kabil değildir. Hatta tekâmülümüz mümkün olmaz.

NEFSİMİZDE EDEP
İnsanda mevcut ve ıslahı gerekli dört sıfat
Hangi nefisle insan bu edebi elde etmek için nasıl bir gayret sarfedecektir, bunu birkaç kelime ile görmeye çalışacağız. Nefsimizde edebin bazı esaslarından 300'den fazla ilmi eserin mütalaâsından derlenen “Tasavvuf, Tasavvufda Makamat ve Ahval” isimli risalede nefsimizde mevcut dört sıfatın ter-biyesi ile ilgili kısmı göreceğiz. İnsanda edebin tahakkuku yaratılışında mevcut onu hem kâmil insan yapmaya yarayan, hem de şakî yapabilecek olan sıfatların terbiye edilişi ile mümkündür. Bu sıfatlar sıfatı rububiyet (rablık), sıfatı behimiyyet (hayvaniyet), sıfatı şeytaniyet ve sıfatı sebu'iyyet (yırtıcılık)tır.
İnsan mahlûkat arasında mükellef olan hayvandır. Onun mükellefiyeti Allah'a kulluktur. Kulluk: Allah ve Resûlunün emirlerini, Allah ve Resûlu emrettiği için, Allah ve Resûlunün emrettiği biçimde münakaşasız, mukabelesiz ve itirazsız yerine getirmedir. Ancak insanda yaratılışı itibarıyle varolan, mükellefiyetini ifaya engel olan birtakım duygular vardır. İnsanın kulluğunu yerine getirmesini engel-leyen bu duyguların terbiyesi, azgınlığının önlenmesi gereklidir. Bunlar terbiye edilirse insan ancak o zaman insanlığını anlar. Bu duygular azgınlaşırsa insan tuğyana düşer, günah işler. Aşağıda sırayla açıklayacağımız, insanda mevcut dört sıfatın azgınlaşması günahın kaynağını teşkil eder. Bunlar sırayla:
Rububiyet sıfatı
Sahıbolma, gayra takakküm etme ve işleri tedvir edip hükmetme vasfıdır. Her insaanın yaratılışında vardır. Bu sıfatın terbiyesi ile insan bütün mükevvenatın, yer ve göklerin sahibi olduğunu anlayabilir. Ancak bu sıfatıyla Allah’a inanabilir ve tevhide erebilir. Nizamın ne olduğunu, kıdem ve hadesin farklarını, yaratanla yaratılan arasındaki farkın ne olduğunu ancak bu sıfatın terbiyesi ile anlar. Bu sıfat azgınlaşırsa o zaman küfür, şirk, kibir, ucub ve benzeri günahların kaynağı olur. O kadar ki herşeyin sahibinin kendisi olduğunu zanneder. Kendisi ve başkalarına birtakım yaratıcılık vasfını izafeye çalışır ve sonunda ulûhiyet iddiasına başlar.
Behimiyet sıfatı
Bu sıfatta hakim olan şehvettir. Bunun terbiyesi ile hayatın idamesi, neslin bekası mümkündür. İnsanda aile mefhumu hasıl olur. Bu sıfatın azgınlaimasından zina, livata, oburluk gibi günahlar işlenir. Hırs ve tama’ dayalı bütün günahların kaynağı hâline gelir.
Sebu’iyet (yırtıcılık) sıfatı
Bu sıfatın terbiyesi ile insanda cesaret hasıl olur. Din ve vatanı müdafaa ve muhafaza edecek gaziler ve i’lai kelimatillah için canını vermekten çekinmeyen mücahitler meydana gelir. Ya azar ve
azgınlaşırsa, o zaman merhâmet duygusunu yitirmiş anarşistler, caniler ve eşkıyalar türer.
Şeytaniyet sıfatı
Bu sıfatın terbiyesi ile insan iyiyi k-tüden ayırma meziyetine ulaşır. Kendisinde bir feraset hasıl olur. Hilekarların hile ve desiselerini kavrar. Ya azgınlaşırsa, o zaman hiç düşünmeden hile, hased, yalan, gıybet ve benzeri günahları işler.
Şu hal gösteriyorki insan her zaman terbiyeye muhtaçtır. Bütün bunlar tedaviye muhtaç manevî ve derunî hastalıklarımızdır. Bu hastalıklarımızdan ne kadar tedavi edilirsek o kadar edepli oluruz. Lokman Hekime
- Edebi kimden öğrendin? diye sorarlar.
- Edepsizden öğrendim, onlarda gördüğüm bütün fenalıkları terkettim, böylece edebi elde ettim, demiştir.
Mevlânâdan birkaç söz
Efendi bilmiş ol ki edep, insanın bedeninde ruhtur. Efendi edep Allah adamlarının gözünün ve gönlünün nurudur.
Eğer şeytanın başını ezmek istersen, gözünü aç gör ki, şeytanın katili ancak edeptir.
Adem oğlunda edep bulunmazsa o adem değildir. İnsan ile hayvan arasındaki fark edeptir.
Gözünü aç da tamamıyla kelâmullaha bak, Kur'anın bütün ayetleri edepten ibarettir.
İman nedir diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağına söyleyerek, “iman edeptir” dedi.
Ey Şemsi Tebrizi, sen sırrı iâhîsin, sus. Dünya gecesini aydınlatacak şem'aların en güzeli ve parlağı edeptir.

İBADET VE TAATTE EDEP
ALLAH'A KARŞI EDEP
Nehiylerden ictinab,
İlahi emirlere imtisal,
Ahlâkı hamide ve zikre devam,
Ahlâkı Hamide
Ahlâkı Hamide Resûlullah'ın ahlâkıdır. Zikr ise Allahu Teâla'nın anılmasıdır. Zikr hatırlamak değil anmaktır. Çünkü hatırlamak bir unutma ameliyesinden sonra olur. Bu yüzden zikre devam insanda birçok hâlâtta olur. Kavl ile, kalb ile ve fiil ile yani azayi cevarihle olur. Kalb ile anılması düşün-celerinde, anlayışlarında ve bütün mesailinde, her yaptığı harekâtta kıyası sünneti peygamberiyeye ve Allah'ın emirlerine göre yapmak ve nasıl emredilmişse öylece anlamaya çalışmaktır. Onun içindir ki “fikri kaideler” dediğimiz kaidelerin esasına devam edebilmektir. Her noktada o bir zikir olur velevki dilinde söylememiş olsa bile. Bir kimse ayakkabısını giyerken “Bismillahirrahmanirrahim” der, Resûlullah böyle giydi diye evvelâ sağ ayağını sonra sol ayağını giyerse bu fiili bir zikir olur.
Böylece ahlâkı hamide sahibi olup zikre devam etmek dediğimiz nokta mutlaka eline tesbih alıp “Allah, Allah” deyip ondan başka birşeye girmemek demek değildir. Zikre devam etmek her türlü gerek kalben, gerek fiilen, gerekse kavlen (lisanda) her anda Allah'ı anmaktır. Düşüncelerinde de Allah'ı anmaktır. Bu anma O'nun emrettiği tarzda düşünebilmek sureti ile olur.
Mahlûkata Şefkat ve Merhâmet
Neden mahlûkata karşı şefkat ve merhâmet etmek istersiniz? Ne tarzda olursa olsun mahlûk o mahlûka merhâmet edip ona şefkat göstermek ve sevmek Allah'a karşı edebin bir tanesidir.
Bir hatıra
Bundan tam otuz sene evvel Musa Tobbaş Bey'in oğlu Osman evleniyordu. Onun Çamlıca'daki köşkünde bir yemek (velime) vardı. Yemekte memleketin üleması ve meşayıhı da bir arada idi. Mühim ve üst kademedeki ülema evin içerisinde girer girmez sağda, bütün boğaza hakim pencereleri olan bir odaya alınmıştı. Bunların hepsi merhum oldu, içlerinde Ömer Nasuhi Efendi, Bekir Hâki Efendi'den tutunuz ne kadar zevat varsa orada idi. Hacı Sami Efendi (RhA) Hz.leri'de orada hazır bulunuyor ve sırtı boğaza bakan pencereye karşı oturuyordu. Diğer birçok ilim adamı da bahçeye alınmışsa da bizi nasıl olmuşsa Efendi Hz.lerinin bir işareti ile lütfettiler, kerem ettiler o büyük ülemanın bulunduğu odaya aldılar. Ben hemen kapıdan girince sol tarafta duvarın dibinde yere serilmiş bir minderin üzerine otur-muştum. Sohbetin esnasında bir ara Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi şöyle boğaza baktı ve:
- Cenab-ı Hakk'ın kudreti ne kadar büyüktür, şu azamete bakınız! dedi. Bütün gözler bir anda sanki kumanda ediliyormuşçasına boğaza doğru pencereye döndü. Yalnız Sami Efendi Hz.leri sırtını dönmedi, başını eğdi, hafif bir tebessümle cevapladı. O anda bir tefekküre düştüm: “Sami Efendi Hz.leri dönmedi ve sadece bir gülümseme - tebessümle buraya cevap verdi. Acaba ne idi! Yoksa insanlar nefislerine ait meseleleri sanki Allah'ın azametine delâlet gibi göstermek isterler de bu aldanışa mı işaret ediyorlar? Bu boğazın güzelliği nefse ait bir hazdır. Allah'ın kudretinin azameti Boğaz'dan, bir gül bahçesindeki gülden bir çakıl dikeninde daha mı az tecelli eder ki! demek istiyor” diye kendi kendime bunu düşünürken Efendi Hz.leri:
- Öyle değilmi İbrahim Efendi biraderimiz, Cenab-ı Hakk'ın kudreti çakıl dikeninin dikeninde de en nadide gülün yapraklarındaki kadar tecelli eder, dedi. Yaratılana Yaratandan dolayı nasıl bakılacağını
bu hadise bütün dehşeti ile göstermektedir. Bir gül bahçesinde gül yaprağında neyi görürse gül dikeninde de aynı şeyi görüyor. Onda münafereti, sevgiyi değil, “o o yerde gerekli, o o yerde gerekli” diyor.
İşte mahlûkata şefkat, merhâmet ve sevgi ile bakmak Allah'a karşı edeptendir, hangi mahlûka karşı olursa olsun. Biz zarar veren yılana dahi bu şefkat ve merhâmetle bakmakla memuruz. Emri İlahi ve emri peygamberi;
(ُلَتْقُي ٍّرِضُم ُّلُآ )
Her zarar veren öldürülür” dediği için öldürürüz, şefkatimizin zaafından değil.
Sukûnu Kalb
Bütün havadisi semavîye ve araziye, yani yer ve göklerde cereyan eden bütün hadiseler ne ise, Cenab-ı Hak'ın yarattığı şey ne ise onun öyle olması gerektiğini gönlünde itirazsız, hiç münakaşasız, ona karşı zerre kadar burukluk hissetmeden benimseyebilmektir. Ahmed Ziyaeddini Gümüşhanevi Hz.leri rıza makamını anlatırken der ki:
- Yazın sıcağında ihbaren dahi olsa içinde eziyet alameti belirtilen “bugün de hava amma sıcaktı”, diye söz rızayı muhildir. Kışın soğuğunda “bugün de hava soğuktu” nakli haberen dahi olsa rızayı muhildir, ihlâl eder.
İşte sukûnu kalp hadisatı Yaratanı'nın güzel olduğundan dolayı kabul edebilmektir. Bütün tehevvuratına rağmen Hz Ebubekiri Sıddık (RA) Efendimizin Resûlu Ekrem Efendimizin irtihalini “irtihali de güzeldir” diyerek kabullenişi gibi.
“Evlâdım şöyle oldu, babam böyle oldu” gibi şikâyetler duyarız. Sen vazifeni yapmakla mükel-lefsin, ondan sonrası senin işin değil. Hatemül Es'am Hz.leri sekiz meselesinde Şakiki Belhiye;
- Ben bana vacip olanın peşine düştüm, Allah'ın kefâlet ettiği şeyle uğraşmaz oldum, demişti. İşte sukûnu kalp budur.
Hulûsî Niyet
Hangi şey olursa olsun niyet gönlün bir meseleye teveccühüdür (yönelişidir) ki o teveccühün hâlis - katıksız olması şarttır. Karmaşık hulûs olmaz. “Hem arkadaşımın gönlünü yaparım hem de Allah'ın rızasına mutabık olur” olmaz. Allah'ın rızasına mutabık olur, bu arada arkadaşın da gönlü razı olursa olur, olmazsa olmaz. Yani hulûsî niyet bir meseleyi yalnız Allah emrettiği için yapmaktır.
Mahabbetullahı kesb - Allah sevgisine ulaşmak
Bu iki taraflıdır; kendi kalbinde Allah'ın sevgisini duymak ve Allah katında da kendisinin sevgili olabilmesi. Habibullah sallallahu aleyhi vesellem öyle buyuruyor: “Allah sevdiğine de sevmediğine de malı (dünyalığı) verir. Amma, imanı yalnız ve yalnız sevdiği kimseye verir”. İşte mahabbetullahı kesb o imana sahip olabilmektir.
Ameli Sâlihe Devam
Burada ameli sâlih bir sıfat terkibi değil izafet terkibidir. Sâlih burada muzafın ileyh'dir, mevsuf yerine kaim olmuş sıfattır; sâlih kişinin ameline devam demektir. Sâlih kişi hareketında la yangatı fenalık zahir olmayan kişiye derler ki bu bir nev'i ismet vasfıdır ve yalnız peygamberlere mahsustur. Onun için ki ameli sâlih demek sâlih olan kişilerin ameline, sünneti peygamberiyeye devam demektir.
Havf ve Reca Arasında Bulunmak
Malûm bir mantık kaidesidir;
- ٍنآ ِيف ٍدِحَاو ٍءْيَش ِيف ِنَاعِمَتْجَي َلا ِنَّادِّضلَا ٍدِحَاو -
 “İki zıd şey bir yerde bir anda içtima edemez, beraber bulunamaz”. Şu kâğıt aynı anda hem beyaz hem de siyah olamaz, ya beyazdır ya da siyahdır. Kalp aynı anda hem imanlı hem de imansız olamaz. Ancak havf (korku) ve reca (ümit) mü'minin kalbinde bir anda beraber olmak mecburiyetindedir.
Havf ve reca'nın ikisi de geleceğe ait duygudur. Arzu ettiği bir şeyin başına gelmemesinden, gele-cekte ulaşamayacağı düşüncesinden veyahut da istemediği bir şeyin başına gelebileceğinden dolayı insanın kalbinde meydana gelen burukluğa havf (korku) diyoruz. Reca ise arzu ettiği bir şeye ulaşacağı, istemediği bir şeyin de başına gelmeyeceği düşüncesinden gönülde meydana gelen ferahlıktır. Biri diğerinin zıddıdır. İşte Allah'ın hikmeti budur ki imanın temeli olan bu iki zıddın bir kalpde toplanması vaciptir ve bunu beraber bulundurmak Allah'a karşı edeptendir.
Zâhir ve bâtınî isyanla mülevves etmemek
Hem dışını hem de içini isyanla kirletmemek.
Tâatiyle sevinmek, cürmünden dolayı mahzun olmak
Kendi hatalarına hüccet, teselli yolları aramamak, ondan üzülmek gereklidir. Tevbenin esası da budur. Yaptığı bürümlerden nedamet duymadıkça bir kimse tevbe edemez.
Mevlaya tevekkül ve itimad etmek
Yalnız Allah'a dayanmak. Mahlûktan (para, servet, sultan kim olursa olsun) dayanak aramak çürüğe dayanmaktır. Tevekkül yalnız Allah'a olur ve O'na da itimat şarttır, zira Allah vadinde hulfetmez.
Nimete Şükür, Kazaya Rıza, Belâlara Sabır
Nimet ve şükür
Allah'ın bize ihsan ettiği herşey nimettir. Bir nimetin şükrü, o nimet hangi maksatla verilmişse evvelâ o nimeti o maksatla kullanmak suretiyle şükretmiş oluruz. Göz, kulak, dil, el ayak birer nimettir, bunlar hangi maksatla verilmişse o maksatla kullanmak şükrün birinci kademesini yapmak olur. Allah'ı Azimüşşan'dan geldiğinden dolayı gönülde telezzüz etmek (lezzetini duymak) de şükrün bir tarafıdır. Yani Allah'tan geldiği için duyabilmektir.
Buna şöyle bir misâl verebiliriz: Ben size şahane bir altın kalem hediye etsem kalem geldi diye memnun olursunuz. Fakat reisicumhur size basit bir kurşun kalem hediye etse, ondan da memnun olursunuz ama başka türlü. Hemen o kurşun kalemin bin misli bedelinde bir çerçeve yaptırır, şahane bir yazıyla da “Reisicumhur hazretlerinin bendelerine gösterdikleri sevgi işareti hediyeyi âlileridir” diye yazar, baş köşeye asar, herkese onu göstermek istersiniz. Cenab-ı Hakk'ın verdiği herşeyde hükümdarlar hükümdarı Allah'dan gelen nimet olduğu için bu hazzı duymak, bunu böylece yaşamak gerekmez mi?
“Yoğun hasreti ile ömrünü çürütme, varın hazzını yaşa”.
Kazaya rıza
Kazaya da rıza gerekir. Cenab-ı Allah seni birtakım imtihanlara tabi tutarsa, belâdan belâya sü-rüklerse, dünyanın her sahasında ona da sabır göstermek. Yani hangi tarzda imtihana çekilirsen çekil Allah emrinde sebat göstermektir.
Sıdk ile kulluk
Hasenatı Hak'tan, seyyiatı nefsinden bilmek
Allah'ın verdiğine kanaat etmek
İslam ve imanın şartlarına sadık kalmak
Günahta ısrar etmemek
Tevbeye mülâzemet (daima tevbe ile beraber bulunmak) eylemektir.
Burada çoğunca kaybettiğimiz edepten bazılarını arzetmek istedik. Yoksa hepsi bundan ibaret değildir. Mesele kul olabilmektir, aldığı nefesi Allah'la beraber alabilmektir. Cenab-ı Hak cümlemize nasib eder inşallah.

CAMİ ve MESCİT ADABI
Girişte
Sağ ayağıyla, huzurla, Cenab-ı Hakkı zikrederek girmek,
Öne geçeceğim diye cemaati çiğnememek,
Cami İçinde
Cami içinde bağırıp çağırmak, yatmak, ayak uzatmak bir zaruret olmadıkça, dünya kelâmı etmek gibi mabede yakışmayan hareketlerden sakınmak,
Caminin içerisinde hususî kelâm câiz değildir. Camide okutmak ve okumak câiz değildir. Camide sünnet namazlarının kılınması “A'mmetül belva” olarak câizdir. Cami farz, vacip namazlar için ibadet, müslümanların telkini için talim ve amme hizmetlerinin müşaveresi için istişare edilecek mahaldir. Bunun haricindeki kelâm câiz değildir.
Cemaatinde saf adabına riayet etmesi, evvelâ birinci safı doldurması, sonra ikinci safa oturması, sonra üçüncü safa oturmasıdır.
Sukûneti ihlâl etmemek,
Bütün cami dolduğu halde sanki hiçbirkimse yokmuş gibi hiçbir sesin işitilmemesi caminin huzuru temin eden adabındandır.
Safları düz ve sık tutup kıbleye karşı oturmak,
Ön safları ihtiyarlara, hususîyle ilim adamlarına terketmek,
Onlar için boş bırakmak değil, fakat böyle bir kişi gelmişse arkadan başlayarak bir evvelkine ikram ede ede o efendinin ön safdaki yerine varmasıdır. Bu cemiyetin eğitimi bakımından çok önemli bir edep-tir. Büyüğün vakarının korunması, ilme gösterilecek itibarın insanlar üzerindeki tesiri, bir ilim adamının sözünün müessir olabilmesinin temini bakımından çok ehemmiyetli cami adabından bir tanesidir.
Camide bulunduğu müddetçe gönlünden dünyevî alâkaları, nefsâni vesveseleri atıp, Zülcelâl Hazretlerine tefekküre devam etmek,
Yüksek sesle konuşmamak,
İbâdetini yaparken hertürlü gösterişten kaçınıp gayet mütevazı bir şekilde ihlasla eda etmek,
Sünneti peygamberiyede nasıl anlatılmışsa o tevazu ve hâlâtın içerisinde yürümek ve ona göre namazını eda etmek. Mutevazi olmak başka, tevazu gösterişinde bulunmak başkadır. Edep mutevazi olmaktır.
Çıkışta
Sol ayağıyla Allah'dan faz'lı ihsanını, lütfunu isteyerek ayrılmak,
Bir namazdan sonra kalben ikinci bir namaz vaktini beklemek.
Gönlünde cami rabıtasının kesilmemesini sağlamak.
Bu cami adabını iyi araştıracak olursak, eğer buna riayet edecek olursak cemiyetin terbiyesine kâfidir.

NAMAZ ADABI
Namazdan Önce
Taharete ve temizliğe azamî itina göstermek,
Bir kimsenin yağlı iş elbisesi ile velev temiz de olsa, kokan ayakla, bulaşık kirli elbiselerle camiye namaza gelmesi câiz olmaz. Mutlaka elbisesinde temiz olmalıdır. Bazı kimseler yakaların yağırlı, kirli, elbiselerin pasaklı, kendilerinin de dağınık olmalarını sanki takva zannederler. Halbuki temiz ve nazif olmak lâzımdır. Saçları birbirine karışmış, üstü başı dağınık insanda namaz edebi zor olur.
Vakit girmeden evvel abdest almak,
Ezandan evvel veya ezanla birlikte camiye girmek,
Namaza Dururken
Namaza durmadan evvel kimin huzuruna geldiğini, azamet ve kibriyayı, Hakkı tefekkür etmek,
İftitah tekbiri öyle bir Allahuekber demektir ki o bir komut vermektir ve onu hakkıyla demek gere-kir.
Allahuekber'i Nasıl demek gerektiğine bir örnek:
Allah rahmet eylesin Saatçı Osman Efendi ile bizim çok sohbetimiz oldu, yattığı yer nur olsun, bizleri şefaatine nail eylesin çok büyük bir zat idi. Ben onda bir çok yüksek haller gördüm. 1956 sene-sinde hacda beraberdik (32 sene evvel), henüz bütün Arafatta vakfeye duran huccac'ın yekünü 90 bin kişi idi. Medineyi Münevverede 45 gün beraber geçirdik. Orada İslam ülemasının bir toplantısı vardı, bize de lütfettiler orada bulunduk. Şeyh Muhammed İbnul Arabi El Cezairi Ettibbani vardı, Mekkeyi Mükerremede mutavattın, Allah rahmet eylesin, çok kıymetli bir ilim adamı idi ve o riyaset ediyordu toplantılara. Medineyi Münevverede İbrahim Huteni diye bir Türkistanlı ilim adamı vardı, Buharî, çok kıymetli bir ilim adamı idi. Ravzai Mutahharada Buharî okutuyordu ve ricali ile beraber ezbere takrir ediyordu, gücünü siz tasavvur edin. İbrahim Huteni bizzat bana dedi ki:
- Hoca Efendi, eğer vaktim olsa idi Şeyhül Arabi'nin dizinin dibine oturur dört sene daha rical okurdum kendisinden. Şeyhül Arabi de böyle bir adamdı Allah rahmet eylesin.
O zaman Şamiye dediğimiz mahallede tepenin üstüne doğru bir evi vardı kendisinin. Şimdi bu mahallelerin hiçbirisi kalmadı. Hacda bulunduk, Mina'da bir toplantıda taşları attıktan sonra oturduk. Yani Haccın bütün erkanı tahakkuk ediyordu. Biz oturmuşken Şeyhül Arabi Hz.leri birden;
- Efendiler, kıyam edelim Abdulhamid Han Hz.leri geliyor, dedi. Tabiî toplantıya riyaset ettiği için ihtiyar adam herkes emre ittibaen ayağa kalktı ve oturdu, kimse yok. Bir müddet sonra Saatçı Osman Efendi girdi içeriye. Ben sonra Osman Efendi Hz.lerinden sordum. Dedim ki;
- Efendim, böyle bir hal oldu, sonra siz girdiniz, bu ne haldir, bunun hikmeti nedir?
Osman Efendi:
- İnşallah kabulüne işaret olmalıdır, ben hiç kimseye söylememiştim ama İbrahim Efendi, memnun ettin sana söyliyeyim, ben bu sene Abdulhamid Han Hz.lerine niyabeten niyet etmiştim Hacca, dedi. Bu noktada Ali Ulvi Bey'de vardı, sorarsanız size söyler, biz bu noktayı Osman Efendi'den bizzat müşahede ettik.
Birisi Osman Efendiye geldi ve dedi ki:
- Hoca Efendi nasıl olur, namazda şöyle ediyorlar, şunu şöyle ediyor, cemaatin içinde namazda burnunu karıştırıyor, falan deyince Osman Efendi,
- Allah Allah, sen askerlik yaptın mı? diye sordu. Adam,
- Askerlik yaptım, dedi.
- Ben komutanım, sana bir komut vereceğim, hazır ol! dedi Osman Efendi,
- Hazır ol bakayım. Ne demek hazır ol? Hemen toplanacaksın gözün karşıdan başka hiçbiryere gitmeyecek. Sen duruyor, sağa sola bakıyor, dört tarafı kontrol ederken bu hazır ol olurmu? İşte namazın da Allahuekberi hazır ol komutudur. Onunla her şey biter, başka şey göremezsin sen. Nasıl görüyorsun da alemle meşgulsun, sen kendini tashih eyle.
Allahuekber demekle gönülde duyulacak bir nokta ile dışarıyı kesebilme zarureti vardır. Yer ve göklerde, insu cin, cemat ve melâikenin tümü, taşı toprağı meleği şeytanı dahil mahlûkatın tümü, farzı muhal bir gayede ittifak etse, hepsi kendisine ait ilim top tüfek bomba enerji vb gibi nesi varsa hepsini birtek gaye üzerinde de kullanabilme gücüne sahip olsa bile bütün bu ittifak, Yarabbi, mükevvenatın tümü zerre değildir, büyük ancak sensin diyebilmektir. Tefekkür etmek dediğimiz nokta namaza girerken şunu duyabilmek ve kimin huzuruna geldiğini bu azametle düşünebilmektir.
Tezellül, tevazu, huzûr ve huşû ile namaza girmek,
Namaz İçinde
Tekbirden selâma kadar, namaz içinde kalbe gelen vesvese ve dünya işlerini mücahede ile atmak.
Dünya işleri yukarıda tekbir alırken yapılması gerekli olduğunu bildirdiğimiz bir tefekkürle kalbden atılabilir. Okuduğunuzun manasına aşina değilseniz, dil sadece bir plâk gibi onu okuyorsa, fakat şu azameti tefekkürle başka bir düşünce sizin kalbinize girmez olur.
Bütün aza ve bilhassa gözümüzü namaz dışı hareketlerden korumak,
Kıraat esnasında biliyorsa manayı tefekkür etmek, bilmiyorsa Rabbinin huzurunda olduğunu düşünmek,
Kıyam, rükû ve sücudu tadili erkana riayetle yapmak,
Tadili erkan
Bu edep çok mühimdir. Kıyamda vücut ayaklar üzerine mütesaviyen basar, eller göbek altında, par-maklar azayı cevarih tevhid ediyor gibi bilek üzerinde ve bileği sağlamca kavrayarak Lâfzai Celâli yazmış, gözleri sanki oraya çakılmış gibi sadece secde mahalline bakar vaziyette durabilmek. Rükûda da sırtına düz bir leğende su konduğu zamanda dökülmeyecek şekilde sırtın ufkî olması, dizlerin bükük bulunmaması gerekir. Dik dizlerle eller diz kapaklardan tuttuğu zamanda kollar da düz olursa sırt bu ufku temin eder, hilkat (insanın yaratılışı) budur. Bu rükûnlar arasında geçerken fasılayı tam yapmak.
İlgili Diğer Önemli Hususlar
Namazı vakti girince hemen eda etmek,
Ramazanda sabah namazı
Bazı kimseler yanlış bir vehme kapılarak hataya düşüyorlar. Bilhassa Ramazanda sabah namazının bazı camilerde çok erken kılınmasından yakınıyorlar. Mezhebi Hanefide sabah namazını biraz tehirli kılmak müstehap görülmüştür. Müstehap olan tehirli kılmak değil fazla cemaatin gelmesini temin etmektir. Yoksa fecirle beraber sabah namazı vakti girmiştir, o vakitte namaz kılınır. Mezhebi Şafiide de fecirle beraber ilk vaktinde sabah namazını kılmak müstehabdır. Ama bu ihtilâfın bir takım hikmetleri vardır. Çünkü bir namazın farzıyyeti o vaktin Mezhebi Hanefide son cüz'ünün girmesiyle vacip olur, Mezhebi Şafiide ise ilk cüz'ünün girmesiyle vacip olur. Yani sabah namazı fecrin tulûu ile Mezhebi Şafiide farz olur. Mezhebi Hanefide ise güneş doğmaya bir namaz kılacak kadar vakit gelinceye dek farzıyyet tahakkuk etmez, ancak o vakit gelince farzıyyet tahakkuk eder. Eğer bu zaman içerisinde farza Allahuekber deyip iktida etmişse, tekbirle beraber farzıyyet tahakkuk eder.
( ٌةَعِطَاق ِيتَّمُأ ُقَافِّتِاَو ٌةَعِسَاو ٌةَمْحَر ِيتَّمُأ ُفَلاِتْخِا)
Ümmetimin ihtilâfı geniş bir rahmet, ümmetimin ittifakı kesin bir hüccettir”, hadisi şerifinde de beyan edildiği gibi bu ihtilâfta rahmet vardır. Bir kimse Mezhebi Şafiide vakit girdikten sonra vefat ederse o vaktin borçlusu olur. Mezhebi Hanefide ise son cüz'ü girmeden vefat etmişse o vaktin borçlusu olmaz. İşte Ramazanda ve bazı mescidlerde sabah namazı erken kılınıyor diye adap terkediliyor sanılmasın. Vaktin evvelinde kılınması esasdandır, sabah namazının camide vaktinin güneş tulûuna yarım saat kalana kadar tehir edilmesinin hikmeti fazla cemaatin toplanmasını intizal içindir.
Namazı geçirmekten bilhassa sakınmak,
Namazı kıldıktan sonra kabulünü Cenab-ı Hak'tan rica etmek,
Evlâdını, iyalini, işçisini, kardeşini ve arkadaşını namaza teşvik etmektir.

DUA ADABI
Duanın Vakti, Yeri ve Duaya Hazırlık
Duanın müstecap olduğu vakitlerde mutlaka dua etmek adabdandır. Bu vakitler seher vakti, Cuma günü, Ramazan ve arafe günleri ve namazların akabidir. Bu gibi mübarek zamanları ihtiyar etmek duaya müstecap olan hallerdendir (her an dua edilebilir, ancak bu gibi vakitlerin efdaliyeti vardır),
Ezandan sonra ikametle namaz arası, namaz ahiri ve secde gibi ahvali şerifeyi ganimet bilerek dua etmek,
Kıbleye müteveccih olmak,
Helâl lokma ve helâl elbiseye dikkat etmek,
Huzur ve tevazua bilhassa riayet etmek,
Bir kimsenin bizde hakkı varsa vermek, zulmetmişse helâllaşmak,
Duanın Yapılış Şekli
Elleri omuzlar hizasına kaldırmak,
Resûlu Ekrem bazen ellerini o kadar kaldırırlardı ki koltuk altları görülürdü.
Mühim noktaları, üzerinde vurgulamak istediği hususları üç defa tekrar etmek,
Cümle tertibi, kâfiyeli sözler ve süslü lâfızlara itibar etmemek, meyletmemek,
Rabbımızdan meşru şeyler istemek, haram kıldığı şeyleri istememek,
Duaya başlarken Cenab-ı Hak'ka hamd, Peygamber Efendimize salâtu selâmı ihmal etmemek,
Ne fazla bağırmak ne de kalben dua etmek, hafif sesle ilticada bulunmak,
Kendi işiteceğin kadar bir lâfızla dua et, dilin oynasın ve kulakların da duayı işitsin.
Dua Bir Ameldir
Ettiğimiz duanın kabulünden şüphe etmemek,
İstenilen şeyin zuhurunda acele etmeyip “duam kabul olunmadı” diye ye'se düşmemek,
Sen dua edip kulluk etmekle mükellefsin. Allah onu dünyada da verir, ukbada da.
Ölünceye kadar Allahu Teâla Hazretlerinin dergâhına arzı ihtiyaç etmek,
Bazı kimseler;
- Elimi açıyorum, herşeyim var ne isteyeyim Allah'dan isteyecek bir şey bulamıyorum, gibi sözler ediyorlar. Ülema buna kibirlenmek - tekebbür diyor. İşte o herşeyi sana veren Allah dua et dedi, Onun dediği için dua etmek gerekir. Sadi der ki:
“Kula yaraşan Allah'ın huzuruna - dergâhına öz ile varmasıdır. Yoksa Allah'ın Allahlığına lâyık ibâdeti kim yerine getirebilir”.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyuruyor: “Yarabbi, seni sana lâyık olan bir ilimle bilemedim ve sana sana yaraşır bir ibadetle ibadet edemedim”. Hz. Peygamber böyle söylerken bizim gurur ve kibirimiz niye? İstenilen şeyin büyüğü veya küçüğünü düşünmeden meşru olan esasları Cenab-ı Hak'dan dilemek duanın esaslarındandır. Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz;
- Sofranızdaki tuzu da Allah'dan dileyiniz ve Cenab-ı Hak'ka dua edeceğiniz zaman mutlaka Ondan Firdevs'i isteyiniz, buyuruyor. Hem Firdevse ihtiyacımız var, hem de bir tutam tuza ihtiyacımız var.
Duayı bir ibadet anlayışı içerisinde yapmak,
En önemli dua edeplerinden birisi de duayı bir ibadet olduğu anlayışı içerisinde yapmaktır. Yani dua da zikrolunan şeyin sana gelmesini düşünmek ve Allah'ın kaderine karşı gelmek maksadıyla, Cenab-ı Hakk'ın takdirine muhalefet etmek düşüncesiyle değil, Allah'a kulluk ve O emrettiği için dua ettiğini bilmek ve bu düşünce içerisinde Allah'a el açabilmektir. Duayı bir amel hâline getirebilmektir.

KUR'AN-I KERİM OKUMA ADABI
Hazırlıkta
Abdestli olmak,
Kelâmı iâhîyi en yüksek tazim ile tazim etmek,
İmkan oldukça kıbleye karşı oturmak,
Varlıktan soyunup, Kur'anın nurunda yok olmaya çalışmak,
Allah rızası için okumak, Kelâmullahı dünyaya ve rızka âlet etmemek,
Okurken
Tecvit ve tertile dikkat etmek,
Okurken manasını tefekkür ve tedebbür eylemek,
Tebşirat ayetlerinde sevinmek, azap ayetlerinde havf ile Hak'ka sığınmak ve iâhî kıssalardan ibret almak,
İlim sahibi değilse okuduğu kitapın yüceliğini unutmamak kâfi,
Sayfalarının yırtılması ve kaybolmasından sakınmak,
Elini tükürükle ıslatarak açmamak,
Okuma Dışında
Mushafı şerifi yüksek bir yere koymak,
Senede hiç olmazsa iki hatim yapmak,
Ezberlediği bir ayet ve sureyi unutmamak,
Ehli Kur'ana yakışan hürmeti yapmak,
Kur'an-ı Kerim hükümleriyle amel etmeye en son gayretini sarfetmek.

CUMA ADABI
Bu mübarek günde hergün olduğu gibi günahtan sakınmak ve hayırlı işler görmek,
Cuma vakti gelmezden evvel gusül veya abdest almak,
Temiz ve yeni elbiselerini giyinmek,
Zikrullaha devam etmek,
Hutbeyi huzurla dinleyip o esnada konuşmamak,
Duyduğu şer'i meselelerle amel etmek,
İbâdetinin kabulüne inanmak,
Allah'dan affını içinden dilemek.

BAYRAM ADABI
Gecesini ibadetle ihya etmek,
Her türlü temizliğini yapmak, gusledip yeni elbiselerini giyip güzel kokular sürünerek, tekbir alarak camiye gitmek,
Camiye gidip gelirken selâmı ihmal etmemek,
Dönüşte başka bir yolla eve gelmek,
Akraba, komşu ve din kardeşlerini ziyaret etmek,
Memleket ulemâsına hürmette bulunup duasını almak,
Fenalık edene dahi iyilik etmek,
Fakirlere sadaka vermek,
Yetimleri sevindirmek, dargınları barıştırmak,
Hâliki Azime tâat ve ibadetle ilim ve irfan meclislerinde geçirmek,
Bulunduğu beldenin kabristanını, bilhassa burada meftun olan evliya, ulemayı, peder ve vali-delerimizin kabirlerini ziyaret etmek, duada bulunmak bayram adabındandır.

MUAMELATTA EDEP
MUALLİME KARŞI EDEP
Bir talebe;
Hocasının huzuruna her varışta selâm verir,
Üstadı varken fazla lâf etmez,
Hocasıyla cidal ve münakaşada bulunmaz,
Hocasının rey ve içtihadına muhalefet etmez,
Hocasının hitabına karşı tebessüm gibi hafiflikten sakınır,
Hoca Damat Halil Efendi Kıssası
Hoca Damat Halil Efendi denilen büyük ilim adamı bir zat varmış. Hocası mütalaâsı sırasında nedense bir ibarede müşkilata düşmüş, medreseye gideyim Halil'in yanına uğrayayım demiş. Kapıdan içeriye girince:
- Efendim, bugün derse gelmedin, demiş. Hoca müşkilatını halletmeden derse gidememiş ve;
- Eh, oğlum gidemedim işte, demiş. Bunun üzerine Halil Efendi;
- Ey olur mu da Efendim, demiş, gülmüş (güya zeka gösterecek);
- Li emrin tıbbıyyın la martabıyyin'i okudun gelemedin, deyince Hoca gerisin geriye çıkmış ve;
- Halil gönlümü yıktın, demiş. Allah muhafaza buyursun, Adana'ya tebligata gittiği zamanlarda yolda eşkıyalar Halili katletmişler. Takdir böyledir ama Hocayı rencide edecek istihzai veya hafife alacak bir takım davranışlara girmemek gerekir.
Onun yanında ciddiyetini muhafaza eder,
Ona karşı daima hürmetkâr bulunur,
Hocasının önünde yürümez,
İzinsiz hocasının yerine oturmaz,
Hizmetinde kusur etmemeğe çalışır,
Üstadını gücendirecek hareketlerden sakınır.
Hocaya karşı edebin hepsi gönülde sevgiye dayalı bir davranıştır.

ANA ve BABAYA KARŞI EDEP
Bir evlât;
Merhâmette onlara kanatlarını gerer,
Allah emreder:
( ْضِفْخاَو َامُهَل َحَانَج ِّلُّذلا َنِم ِةَمْحَّرلا ْلُقَو ِّبَر َحْراَامُهْم َامَآ ِينَايَّبَر ًارِيغَص) [ ءارسلإا:24]
Onlara karşı rahmet kanatlarını ser ve deki Ya rabbi, onlar nasıl bana çocukken merhâmet etmişlerse sen de onlara merhâmet eyle” ( ISRA SURESI : 24 )
.
Her hâlinde kibirden sakınır ve mütevazı olur,
Çağırırlarsa nezaketle “buyurun” der,
Sözlerini hürmetle dinler, buyruklarını severek yerine getirir,
Gelişlerinde kıyam eder,
Giderlerken teşyide bulunur,
Asi bir evlât olmaktan sakınır,
Huzurlarında sert ve yüksek sesle konuşmaz,
Muhtaç olurlarsa yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını ve diğer ihtiyaçlarını giderir,
Hitablarında gönüllerini rencide etmemeğe çalışır,
Yaptıkları iyilikleri başlarına kakmaz,
Kendilerine hiddet ve gazaptan kaçınır,
Her fırsatta hayırlı dualarını almaya çalışır,
Vefatlarından sonra kabirlerini ziyaret eder,
Onlar için sadakalar verir, hayırlar yapar,
Beş vakit namazda dua eder.
Ana ve Babaya Dua
Bir kişi bir ibadet yapsa (umre gibi) ve onu an_ma ve babama hediye eyledim dese Cenab-ı Allah onu en yüksek mertebede kabul eder. O ibadetten ne kadar sevap hasıl olmuşsa o kadar anasının defterine yazar. Bir o kadar da babasının defterine yazar ve ondan sonra da; “Sen benimle sekavet yarı-şına mı girersin? ikisine yazdığım kadar da onun defterine yazın” diye emreder.
Cibrili Emin'in duası
Edebe riayet edilerek elde edilebilecek çok mühim bir nokta da şudur: “Ana veya babasından biri-sine ulaşıp da cennete girmeyen kimsenin burnu sürtülsün” diyor, Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesel-lem. Bu hadisin sebebi vurudu şöyledir:
Hutbe irad buyururken Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bir Ramazan günü birinci basamağa bastı “amin” dedi, ikinci basamağa bastı yine “amin” dedi ve üçüncü basamağa bastı yine “amin” dedi. Sahabe nedir bu hal diye bunda biraz düşündü. Ve nihayet hutbeden sonra sordular, dediler ki:
- Ya Resûlallah bu hal nedir?
Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem cevap verdiler;
- Ha! Cibrili Emin geldi, her basamakta bir dua etti ben de “amin” dedim. Birinci basamakta “Ramazanı Şerife ulaşıp da cennete giremeyenin burnu sürtülsün” dedi, ben de “amin” dedim. “Ana ve babasından birisine erişip de cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün” dedi, ben de “amin” dedim. “Senin ismin yanında anılıp da selavat getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün” dedi ben de “amin” dedim.
Onun içindir ki şimdi hutbeye girerken sanki ihtiyarmış gibi gençler de basamakları fırtına gibi çıkmazlar, birinci basamağa basar bir an durur, ikinci basamağa basar bir an durur ve üçüncü basamağa basar bir an durur. Buralarda böyle duraklamak sünnet olmuştur Resûlullah'ın aminine amin demek için.

ZEVCE İLE EDEP
Hoş muamele etmek,
İyi geçinmek, geçimsizliğin sebebi olmamak,
Yumuşak sözle hitabetmek,
Yumuşak Sözle Hitap
Resûlu Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyorlar ki: “Fazla doğrultmaya kalkış-mayın, kırarsınız. Eye kemiğinden halkolunmuştur hanımlar, tabiatları eyri olmaktır”. Onlara yumuşak sözle hitab etmek mutlaka şarttır, yoksa yalancı yaparsınız.
Bozgunluktan sakınmak,
Sevgisini izhar etmek,
Sevgisini İzhar, Hatalarını Tashih
Zaman zaman ona sevdiğini söyleyebilmek ve çeşitli hallerde onu gösterebilmek. Bu ne ile izhar edilir? Meselâ onun haberi yokken onun sevdiği bir şeyi alıp hediye etmek velev bir tatlı, bir çiçek, bir gül tanesi, bir iyne veya bir çöple dahi olsa sevdiğini izhar edebilmek gereklidir.
Kusur görmemek, hatasını bağışlamak,
Yanlışlarını tashihle bilmediklerini telkin etmek,
Onu analık makamında muhafaza etmek,
Analık Makamında Muhafaza
Bu çok mühimdir. Birincisi, evlâtlarına karşı ana hâline getirmek, evlâtlarının yanında sanki evlâtlarını koruma babında onu tazir ederek düşürmemek ve vakarını koruyabilmek. İkincisi, onu iş, güç gibi dışarıda ve evinden başka yerlerde kullanarak iş metaı hâline getirmemek.
Helâlden kazanıp bir başkasına muhtaç etmemek,
İffet ve namusa leke getirecek şeylerden son derece sür'atle kaçmak,
Ehemmiyetsiz şeyler için dövmemek, sövmemek, azarlamamak,
Kapı dışarı kovmamak,
Evinin ihtiyacını şahsi ve bilhassa fuzuli masraflarına tercih etmek icabeder.
Taltif İfadesi ile Çağırma
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hiçbir hanımına açıktan adıyla Aişe, Hatice veya Safiyye diye hitap etmedi. Taltif ifadesi olan künye ile “Ya Hümeyra, Ya Kübra” veya “Hanım” derdi.
Edebin muhafaza esaslarını biz nefsin tatmini ve onun şehveti olmaktan çıkartıp Resûlu Ekrem Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti, Allah'ın emri, kulluğun gereği olarak kabullenebilmek alışkanlığına ulaşmamız lâzımdır.

KADIN DA ERKEĞE KARŞI
Hürmetkâr bulunup, hizmetinde kusur etmemek,
Ne pahasına olursa olsun kocasını memnun etmek,
Lüzumsuz masraflara boğmamak,
Ona karşı terbiye, sukûnet, hayâ ve nezaketle muamele etmek,
Kendisinin fevkinde bir hak tanımak,
Nebiye Koray Hanım Kıssası
Nebiye Koray Mısır Hidivi Yusuf Ziya Paşa'nın hanımı idi. Boğazda Bebek koyunun köşesinde sol tarafta sırtta uzun zaman kırmızı tuğlalarla sıvanmadan duran dört katlı bir köşkün üst katında otururdu. Köşkün yalnız üst katı kullanılırdı. Nebiye Hanım o köşkün sahibesi idi. Torunları - kızları vardı aynen şöyle söylüyordu:
- “Evlâdım, ölümler başımıza! Benim evlâtlarım bunlar. Kocalarını Vasil, Kirkor, Uvanis der gibi Hasan, Ahmet, Mehmet diye çağırıyorlar. Lisanında kocasını ta'zim edemeyen kalbinde nasıl ta'zim eder anlamıyorum, bizim beyefendimiz nereye gitti ah evlâdım!” diyordu. Saray dilinin “beybabası, paşa babası, efendi babası” var ya işte bunlarla ana hem evlâdına ta'zimi öğretir, hem de onu kendi lisanında ve gönlünde ta'zim ederdi. Hiç bir zaman “baban söyledi” demez, “bey baban söyledi, efendi baban söy-ledi” gibi sözlerle onu ta'zim eder ve ta'zimi öğretirdi.
Evine sadık kalmak, hıyanet etmemek,
Kocasını şüpheye düşürecek töhmet mahallerinden sakınmak,
Falanca kadın hoş görülmüyor (hırsızlık ediyor, gıybet ediyor,_orada kumar oynanıyor vb), onun ziyaretine gitmemek.
Ziynetlerini ancak efendisine karşı takınmak,
Ziynetlerini Ancak Kocasına Karşı Takınmak
Sahabeyi Kiramın âdeti budur. Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ta'zir buyururdu hanımları eğer kocasına karşı en güzel elbisesini giyip en üstün ziynetlerini takınarak ona en güzel görünerek karşılamazsa.
İzinsiz çarşı ve pazarlara gitmemek,
Ondan gördüğü her ihsana karşı teşekkürü borç bilmek,
Sabahleyin işine yollarken arkasından dua etmek,
Akşam dönüşünde neşe ile karşılamak, icabeder.
Kocasını Karşılama İle İlgili Bir Kıssa
Kurşuncu Hacı Mehmet Efendi isminde birisinin Akkadın Hanım diye bilinen ve hizmette kimsenin seviyesine erişemeyeceği hanımı vardır. Akşam oturmuşlar, sohbetten sonra “senin hanımın daha hizmetli, benim hanımım daha hizmetli” diye konuşmaya başlamışlar. Hacı Mehmet Ağa demiş ki;
- Öyle senin ki daha hizmetli, benimki daha hizmetli olmaz. Saat onbirden sonra buradan kalktık mı kapıları vururuz. Ev sahibi seslensin, içeriden cevap geldikten sonra kapıyı aç misafir var deriz, baka-lım davranış ne olacak.
- Hay, hay,
derler ve gelirler birinci kapıya. Tak tak kapıyı vururlar, kapı yıkılacak sanki. Nihayet içeriden boğuk bir ses;
- Kim o!
diye cevap verir. Evin beyi seslenir:
- Ayşe Hanım benim, misafir var.
- İla gus gus gudur herif bu saatten sonra misafir ne imiş,
der kadın. İkinci kapıya varırlar yine seslenirler ve
- İlahi Yarabbi, bu herifin ele alınır işi olmazki,
gibi sözlerle kendi kendine söylenerek gelir kadın. Hacı Mehamet Ağa'ya
- Seninkine gidelim,
derler. O da:
- Yoo biraz daha sonra, biraz daha vakit geçsin yoksa kabul etmem,
der. Nihayet Hacı Mehmet Ağa'nın evine gelinir. Mehmet Ağa kapıyı hafifce vurur ve içeriden canlı bir ses:
- Kim o!
diye cevap verir. Hacı Mehmet Ağa seslenir;
- Akkadın Hanım benim, kapıyı aç, misafirimiz var.
İçeriden Akkadın Hanım cevap verir;
- Buyursunlar, buyursunlar, hoş geldiler, sefa geldiler, soba kayılı, çam altında, şimdi kahvelerini getiriyorum Hacı Mehmet Ağa. Allah onların ayaklarını kesmesin.
Bunun üzerine Hacı Mehmet Ağa'nın arkadaşları;
- Haydi gidelim buradan, Akkadın Hanımla yarış edilmez, derler.

EVLÂDINA KARŞI EDEP
Güzel bir isim vermek,
Helâl süt emzirmek,
Terbiyesine ehemmiyet vermek,
Çocuk Terbiyesine Dikkat
Resûlullah'ın terbiyesi ile terbiye etmeye çalışmak, garbın terbiyesi ile değil. Cemiyet olarak en büyük ızdırabımız bu. Çocuklarımızla kümesteki tavuklarımız kadar ilgilenmiyoruz. Yeni bir tavuk alsak onu hemen diğerlerinin arasına katmaz önce acaba hastalık falan varmıdır, tavuklarımıza bir hastalık bulaşır mı endişesiyle karantinaya alırız. Halbuki çocuklarımız başka çocukların arasına konulurken o çocuklarda hastalık varmı yokmu hiç aklımıza bile gelmez.
İlk fırsatta kelime-i tevhidi öğretmek,
Vahdaniyetin esaslarını onun şuuruna ulaşacak tarzda ona anlatabilmek.
Allah'ı ve Resûlullah'ı tanıtmak,
Onlara itaat hissini aşılamak,
İlmihallerini talim etmek,
Ona İlmihâlini Öğretmek
Adam kalkar:
- Efendim vazifemi bitirdim, dinini diyanetini öğrettim.
- Ne yaptın?
- Elemtereye kadar namazlıklarını öğrettim.
Bunu da çocuğun yanında söyler. Bu ne demektir? Daha söylerken çocuğa dinin “Elemtere'ye kadar öğrenmekten ibaret” olduğunu telkin etmek demektir. Bundan büyük çocuğa hakaret olurmu! Din Elemtere'ye kadar öğrenmekten ibaretmidir ki?
Her hâlinde ona iyi numune olmak,
Çocuklarının yanlarında gayrı meşru hareketlerden sakınmak,
Şefkatle muamele etmek,
Ufak kusurlarını bağışlayıp vara yoğa tekdir etmemek,
Takatlarının fevkinde şeyleri teklif etmemek,
Zamanı gelince terbiyeli, asil, dindar kimselerle evlendirmek,
Evlendirmek
Zengin kimselerle evlendirmek yok da onun için burada bahsedilmemiştir. Rızk kaderde vardır. Benim düşüneceğim nokta onu evlendireceğim kimsenin gerek kız olsun, gerek erkek olsun terbiyeli, asil ve dindar olması esasdır.
Tahsillerini yaptırmak.
Öğrenmesi gerekli olan şeyleri öğrendirmek, onlara anlatmak da evlâda olan edeplerdendir.

KOMŞULUK ADABI
Haklarına Riayet Ve Yardım
Eliyle, diliyle ve hiç bir tavrıyla onlara eza etmemek,
“Ben onu sevmiyorum” diye adamı görünce yüzünü bir tarafa çevirmek gibi hareketlerle davranış-larıyla eziyet etmemek.
Haklarına riayet etmek,
İhtiyaç hâlinde yardımını esirgememek, istediğini vermek,
Yani bir âlet vb lâzım olduğunda istediğini vermek.
Taziye, Dâvetine İcabet Ve Nasihat
Hastalığında iadeyi afiyet dilemek,
Kendisini ziyaret edip sıhhatinin avdet etmesini dilemek.
Musibet hâlinde taziyeye gitmek,
Müslümanların herhangi bir musibete düşmesi hâlinde taziye vâcibdir, mü'minin mü'minden hak-kıdır. Ancak bu üç gün içinde yapılmalıdır. Üç günden sonra taziye mekruhtur. Bu üç gün içerisinde musibete uğramış kimselere eve yemek ikram etmek sünnettir. Taziyenin şekilleri itibarîyle dostların birbirlerine yemek ikram etmesi ve gidip başsağlığı dilemesi gereklidir. Ama üç günden sonra taziye câiz değildir. Çünkü üç günden fazla ölümün tesirinde kalarak kendisini birtakım şeylere kaptırmak câiz değildir. Artık hayat normale dönecek ve normal yürüyecektir. Ve ona da ölümü hatırlatarak taziye ver-mek ayrıca eziyet etmektir.
Dâvetine icabet etmek,
Komşu eğer kendisini birşeye dâvet etmişse, hangi nokta olursa olsun, o dâvette Allah'a isyan olmadığı müddetçe icabet gereklidir. Ama isyan varsa buna icabet gerekmez.
Şaşkınlığını gördüğünde nasihatte bulunmak,
Adam bazı hallerde şaşırmış, ne yapacağını bilemiyorsa doğruyu göstermek suretiyle onlara nasi-hatta bulunmak da komşuluk adabındandır. Bunları geçmişde büyükler çok yapmışdır. Memleketin
büyükleri olurdu ve her şaşıran, ne yapacağını bilemeyen kimse o büyüklere müracaat eder ve onlarda kendilerine nasihatta bulunurlardı.
Cefasına Katlanma, Irzını ve Sırrını Muhafaza
Cefasına katlanmak,
Bir takım cefa gelirse komşulardan onlara da katlanmak gerekir. Meselâ çocuklar çok gürültü ede-bilir. Onların gürültü ettirmemesi adabdandır ama bu gibiler de bana eza ediyorsa ikazdan sonra buna da katlanmak komşuluğun adabındandır. Bundan dolayı hır çıkarmak doğru değildir.
Irzına karşı muhafazakâr bulunmak,
Komşunun iffet ve namusunu korumak komşu için vâcibdir. Onun içindir ki hatta iffetsizliği adet hâline getirmiş kimse varsa, bu bir komşu ise, onun evi mahalleli tarafından satın alınır ve o komşuluk-tan tart olunur.
Sırrını ifşa etmemek,
Sana bir sır vermişse ve bir hâlini biliyorsan onu da ifşa etmemek komşuluk adabındandır.
Çocuklarına merhâmet ve lutufla, büyüklerine saygıyla muamele etmek,
Yerine göre selâmı ve kelâmı esirgememek,
Mutlaka onunla hal hatır sorup konuşmaktan geri durmamak ve selâm vermek.
Küslük ve adavete meydan vermemek.
Hiçbir zaman üç günden fazla gönlünde komşuya karşı burukluk duymamak.

ARKADAŞLIK ADABI
Söz ve Sohbette
Arkadaşlarına karşı daima güleryüzlü olmak ve tebessümle karşılamak,
Söze selâmla başlamak,
Onunla sohbet ederken sohbetinde samimî olmak,
Mecliste hâlince yer vermek,
Mecliste yer verme
Bir meclise gelen kişi bulunduğu yerde emir ve benzeri makamlarda ise onu ona göre münasip yere oturtmak. Buna bilhassa riayet edilse isabet olur. Bir meclise gelen kimsenin boş bulduğu yere oturması edeptendir ama, eğer ev sahibi gelenin arkadaşı ise bu geleni yerince yerleştirmesi de ev sahibinin ede-bindendir. Bazısı durur ve kendisine yer versinler diye dikilir bekler. Bu gururdur ve İslamda yoktur. Ama memleketin emiri geldi ise ev sahibinin onu da emir makamına oturtması edeptendir.
Ayıbını görmemek,
Bu bütün müslümanlarda ve tanıdığın kimselerin tümünde gereklidir. Ayıbı görmemekten maksat onu setretmektir. Asla o ayıpları ifşa etmez.
Kusurunu Bağışlama
Kusurunu bağışlamak,
Burada yanlış anlamayı önlemek için bir noktayı açıklayalım. Bazı kimseler:
- Eh sen affet amcası namazına seyrek varıyor ama sen bunu bağışla,
derler. Namazı bağışlamak bana ait iş değildir, Allah'a ait iştir. Başkasına taalluk eden hukukun bağış-lanmasına zulüm derler, biz ona sahip değiliz. Şayet bana karşı bir kusuru varsa bunu bağışlamak edeptendir.
Sevmeyeceği şeyi yapmamak,
Latife ve Şaka
Kırıcı ve rencide edici latifelerden sakınmak,
Şaka ve latife de sünnettir ve o da lâzımdır bazen. Ama, latife latif olmalıdır kaziyeyi muhkemesi de vardır. Latife öyle olmalıdır ki latife edilen kimsenin gönlünden kendisine gelen bir ağırlığın verdiği elemden onu kurtarmalı, latife sevgi izharı beyan etmeli, başkasındaki noksanlığı işaret etmemelidir. Aynı zamanda latife doğru olmalıdır, yanlış değil.
Resûlullah'ın şakası
İhtiyar bir kadın Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimize geldi ve sordu;
- Ya Resûlallah, ben cennete girecekmiyim?
Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz buyurdu ki:
- İhtiyar olarak cennete girilmiyor.
Bunun üzerine kadıncağız saçını başını yolmaya başladı.
- Eyvah ölümler başıma ben ne yaparım şimdi!
deyince, dişleri görülünceye kadar tebessüm etti Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ve;
- Yok yok, dedi, sen otuz üç yaşında bir bakire olarak cennete gireceksin.
Bu sefer sevinç göz yaşları dökmeye başladı. O kadar sevindi ki yaşlar yanaklarını ıslatıyordu “Yarabbi sana hamdolsun” diye hamdetmeye başladı. Bir latife ki hem müjde verdi, hem ihtiyarlığın getirdiği ele-min bütününü onun üzerinden sildi. Gençliğe döneceği müjdesini ve cennetin müjdesini verdi. İşte burada latifenin tatlılığı ve güzelliği görülüyor. Yapılan latifeler kırıcı ve rencide edici olmamalıdır.
Yerli yersiz, lüzumsuz şaka ve münakaşaları terketmek,
Allah İçin Dostluk
Her hangi bir menfaat için değil, Allah rızası için dostluk etmek,
İnsanların dostluk ve arkadaşlığı herhangi bir menfaatten dolayı değil, yalnız Allah için olmalıdır. Menfaat için olanına ortaklık veya şirket derler ama dostluk yalnız Allah için olmalıdır.
Düşkünlük Hâlinde Elinden Tutma
Kendisini ondan yüksek görüp, kibirli tavırlarla kardeşlik bağını kırmamak. Kötülüğü varsa zamanla hayırlı yola teşvik etmek,
Ona hem arkadaşım deyip hem de “sus be senin işin değil bu” gibi, “sen benim geldiğim yere gele-mezsin” gibi kibirli harekette bulunmamak.
Mübtelâ olduğu bir düşkünlük anında bilhassa elinden tutmak,
Olur ya dünya imtihanlarından birisi başına gelmişse o zamanda elinden tutmak.
Bir hatıra
Bir ara Diyanet İşleri Başkanlığında teftiş heyeti reisliğini yapıyorum ve aynı zamanda da Din İşleri Yüksek Kurulu üyesiyim. Dünyanın dört bucağından dostluklar, ahbaplıklar yağıyor âdeta. O mertebede ahbaplıklarımız fazla ki bilemezsiniz. Herkesin izhar ettiği şey çok. Hükümet bizim maziye dönük bütün
sicillatımızı araştırdı işimize son vermek için. Çare de bulamadı. Seçimle de gelindiği için Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliğine bir azil meselesi de ancak bir suçla kabil olabiliyordu. Bizim de kabahatimiz var ya sanki kafa tutar gibi hükümete zıt düştük nasıl olduysa. Sebebi de bakanın talimat olarak verdiği bazı şeyleri yapmayışımız.
- Yo ilmin gereği bu değil, diye reddedişimiz,
- istifa et, dedikleri zamanda da
- İstifa aczin ifadesidir, ben liyakatle vazifemi yürüttüğüm kanaatindeyim, siz son verin işime, deyişim. Çare bulamayınca bakanlar kurulu kararıyla Din İşleri Yüksek Kurulu fesh edildi. Üç aylık fasıladan sonra onbir kişilik din işleri yüksek kurulu heyeti yeniden teşkil edildi, onbir kişiden on tanesi o heyette tekrar vardı, birtek ben yoktum. Üç kişi seçiliyor, hükümet bu üçten birisini tercih ediyordu. Biz yine seçilmiştik ama hükümet tercih etmemişti. Bu halden sonra büyük dostluklar gösteren pek çok zevatın karşıdan beni gördüğü zaman yol değiştirip beni görmeden karşı sokağa saptıklarını da gördüm. Arkadaşlığınız varsa o yalnız Allah için olacaktır.
Gıyabında Hüdaya ilticada bulunmaktır.
Ne kadar kaçarsa kaçsın, ne yaparsa yapsın ona mutlaka dua edeceksiniz.

ZENGİNLİĞİN ADABI
Düşünce ve Davranışlarda
Allah'ın hazineleri karşısında kim olursa olsun her insan fakirdir. Resûlu Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz;
 fakirlik benim iftiharımdır”, buyuruyor. Bu iftihar Allah'a iftiharının, Cenab-ı Hakk'ın huzurunda Ona karşı ihtiyacının duygusudur en yüce mertebesinde. Onun içindir ki eğer Cenab-ı Hak dünya metalarından bazılarına bir kısım fazlalıklar ihsan etmişse:
Tekebbür ve gururdan sakınmak,
Allahu alem, Hz. İsa'nın havariyunundan olan Epiktotes'in Burhan Toprak'ın tercüme ettiği “Düşün-celer ve Sohbetler” diye küçük bir kitapı var. Bu kitapda “İnsan ne varlığı, ne evlâdı, ne serveti ve ne de makamı ile değer kazanır. Çünkü bunlar kendi elinde olmayan şeylerdir. İnsan kendinde olan varlıkla değer kazanır ki o da Allah'a karşı gönlündeki genişliktir” diyor. Bir kimse tutar da ben çok güzel konuşuyorum, benim param da çoktur öyleyse ben üstün adamım diyecek olursa bu söz sadece yalandır. Çünkü sen ne sözsün ne de para. O fazlalık ve güzellik söze ve paraya aittir, sen kendine ait olan üstün-lükten bahseyle diyor o kitapta.
Mütevazı ve mahviyyetli bulunmak,
Servet ve nimetin Allah'dan geldiğini ve istediğinde bir anda yok olacağını bilmek,
Hakk'ın ihsan ettiği nimetlere şükretmek,
Allah'ın ihsan ettiği nimeti hangi maksatla verilmişse o maksatta kullanmak şükürden bir cüzdür.
Güzel amellere devam etmek,
Fukaraya hürmet ve merhâmetle muamele etmek,
Sağlığında dine, devlete, millete faydalı olmaya gayret etmek,
Mal Kazanma ve Sarfında
Bol bol hayır ve hasene yapmak,
Varislere mal bırakacağım diye gayri meşru ticarete - kazançlara tevessül etmemek,
Kul hakkına riayet edip kimsenin mal ve namusuna halel getirmemek.
Açları doyurmak, çıplâkları giydirmek,
Zekatını tam ve vaktinde vermek,
Kurbanını kesip, fıtrasını vermektir.

FAKİRLİĞİN ADABI
Hak'tan gelene razı olmak,
Kimseye yüz suyu dökmemek,
Rıza ve Tevekkül İle İlgili Bir Kıssa
Din İşleri Yüksek Kurulunda bulunduğum sırada bir kış Ankara Yenidoğanlılar geldiler ve Ramazan için vaiz istediler.
- Büyük vaizleri getiremeyiz, gücümüz yetmez, biz fakiriz. Fakat, hiç olmazsa az çok ilmihal okutacak birisini verseniz de bize vaaz etse, deyince;
- Sahurdan sonra camiye gelirmisiniz, ben sabah namazına kadar bir saat vaaz edeyim size, dedim. Ramazan çok soğuk bir kış mevsimine geliyordu. Camiye vasıta ile gitmenin imkânı yok, Cebeci'deki evimden yayan gidiyorum (1965 senesi). Ortalık kar buz içinde ve kurtlarla arkadaşlık ederek gittiğimiz zamanlar çok oluyor. Orada ambalâj tahtaları ve tenekeden yapılmış bir baraka gördüm.
- Bu nedir? diye sorduğumda;
- Sorma, Ayşe Bacı'nın barakası, dediler.
- Kim bu Ayşe Bacı? dediğimde,
- İki tane yavrusunu barındıran bir kadıncağız, dediler.
- Ziyaret edelim, dedik ve barakaya vardık. O donucu soğuğun içinde barakada sadece mele-felerden yapılmış iki melefenin arasına girmiş duruyordu. Son derece üzüntü duydum ve Ayşe Bacıya bir iki ikramda bulunmak istedim.
- Allah razı olsun, Cenab-ı Hak lütfetti bugün de seni gönderdi, dedi. Dedim ki;
- Ayşe Bacı haberimiz olsa ne olur, rica etsem..
Kadının gözleri faltaşı gibi açıldı ve birden başladı;
- Ne dedin Hoca Efendi? dedi ve verdiğim şeyleri geri attı.
- Şunu verdim diye mi söylüyorsun, Allah bana iman vermiş onu zillete çevirirmiyim zan-nediyorsun birisine varıp da, dedi. Kadının bu imanı karşısında dondum kaldım.
- Aman Bacı, elini ayağını öpeyim, dedim.
- Yüzsuyu mu dökeceğim birisine! Allah ne der bana, sana iman şerefi yetmezmi demez mi bana! dedi. Allah Allah, dondum, şaşırdım ve,
- Allah razı olsun, sen kendi hâline devam et, dedim.
Ramazan sonunda bize bir ücret teklif edemiyorlar ve bu hoca küçük paralarla buraya gelmez diye bizim için iyice para toplamışlar. Bayram namazını müteakip;
- Efendim, zahmet oldu, elini ayağını öpelim, bize hakkını helâl et ve şunu kabul et, diye bir şey getirip verdiler. Sonradan öğrendim, 1965 senesinde getirdikleri miktar 15 bin TL imiş ve o zaman için epeyce bir paraydı. Muhtarı çağırdım ve;
- Bana bakın, bunu gerisin geriye dağıtamazsınız. Fakat muhtar sana hakkımı helâl etmem, bu pa-rayla Ayşe Bacıya bir baraka, bir gecekondu yapacaksınız oraya. Eğer başka bir noktaya kullanırsanız hakkımı helâl etmem, dedim. Ayşe Bacıya oraya kendine yetecek bir gecekondu yaptılar. Bu örneği yüz suyu dökmemenin hangi şartlarda ne olduğunu anlatmak için verdim.
Afif ve nezih bulunmak,
Her karşısına gelene hal ve derdini açarak Hâlıkı kula şikâyet edercesine bir tavır takınmamak,
Kanaatkar olup hâlini muhafaza etmek,
Zenginlere karşı tabasbustan kaçınmak,
İhtiyacını Allahu Teâla Hazretlerine arzetmek,
Diyanetini muhafaza etmek,
İlahi dinimizde fakirliğe verilen fazileti hatırlayarak hâline her an sabretmek ve şükretmek,
Pek fazla zaruret olmadıkça tese'ülden, dilenmekten muhakkak sakınmak,
Rabbımıza hayırlı ve helâl rızk vermesi için dua etmektir.

TİCARETİN ADABI
Ahkam Öğrenmek
Haramdan sakınıp helâl kazanmaya gayret etmek,
Şer'i şerifin ticaretle ilgili tavsiyelerini okumak ve öğrenmek,
Ahkamı ticarete vakıf olmayan kimsenin ticaret yapması câiz değildir. Bir kaziyeyi muhkeme olarak daha evvel “ilim amelden önce gelir” demiştik. Bir işi yapmadan evvel o işi öğrenmek zarureti vardır.
Malın Alım ve Satımında
İhtikara kat'iyen tevessül etmemek,
Mal pahalanacak diye malı piyasaya arzetmemeğe ihtikar derler.
Terazi, ölçek ve metrede dikkatli olmak,
Alırken zemmedip, satarken medhetmemek,
Yalan söyleyip yalan yere yemin etmemek,
Müşteriye hakaret etmemek,
Genel Hal ve Hareketlerinde
İstikametten bir nebze ayrılmamak,
Kanaati elden bırakmamak,
Hırs ve tama'dan kaçınmak,
Bir mü'minin menfaatini kendi menfaatine tercih etmek,
Kimsenin hakkını üzerine geçirmemek,
Tezgâhtar ve kalfalarına kanaatten bahsederek nasihat vermek,
Kendini halktan üstün görmemek,
Kusuruna tevbe etmek,
Karşılıksız, Allah rızası için ödünç vermek,
Aldığını va'dettiği anda iade etmek,
Fukaraya merhâmetli muamele etmek.
Cenab-ı Hak bu güzel edeplerle edeplenmeyi cümlemize nasip eylesin.